18 Aralık 2015 Cuma

Soğuğa yönelik

Soğuğa Yönelik

Silikonsuz canımın arasında soğuk sızıyor,
Ayaz ciğerlerimin kanseri.
Nefesimin buhranı Ortaçağ'a deviniyor,
Sofist bir davranıştır bir serseri.
Ne uyuşturucu bir ortagece.

Kızım baş köşede kavram tartışıyor,
Ölebilmemin oranı baş ağrısı.
Fikir kıvrımlı bir deriden sarkıyor baş aşağı.

Ellerimin tarihi bir devrimi yok.
Uzanabildiğim yıldıza kendimden bir parça katıyorum,
Zihnimin ahlakı saçlarının arasında,
Kelepçe etkisi kemiklerimi sızlatır.
Sınırım ve sınırın ülkemin toprak azameti.

İyi gecelere kafa uzatıyorum,
Gülsün diye gözler, gülüm kırık.
Ulaşım bir otobüste, arka koltukta, denize.

Can.

24 Kasım 2015 Salı

Liman ve Yıldız Yağmuru


Liman ve Yıldız Yağmuru

Derin bir ayaz ortasında dudağımda dökülüyor dumanlar,
Limanda bir dalga sırtımı sıvazlıyor.
Yıldız yağmurundan nasibimi alıyor fikirler,
Berrak bir kıvılcamda nefesim buharlaşıyor.
Ne sağlam bir çiçek açmasıdır bulutlu gece.

Kızımın tebessümü akrep ve yelkovan durdurur,
Kabuklaşmış sıfatlar şakaklarıma dalıyor.
Yıldız yağıyor yoldaşlar düğümlü beynime.

Diyeceklerim alfabenin harf sayısını katlamakta,
Lal tutuklu bir kelepçeden selam veriyorum.
Çırpınan gögsümün çeperleri yırtılıyor,
Şafak sökük, kış belirgin.
Omurgam dikleşme eğiliminde.

Odamın tam ortasında rengi parıltının,
Bir deniz kıyısından baharı tütüyor geminin.
Saçların arasında kurtulmanın kurulanması.

Sınırlı sayıda mağara duvarı tırmıklanıyor,
Leyl'in dizleri geleceğin habercisi,
Bu en hakiki direnişin selam vericisi.
Mor bir atın sırtında düğün eyliyorum,
Kızımın saçları yıldızlara düğümleniyor.

Sırtımın çizgileri gecenin ortasına çakılı,
Çakıllı bir yoldan limana fişekleniyorum.
Kütürtülü parmaklarımın arasında anılar.

Aşk, bir kokuyla sonsuza ererse,
Ben bir üniversite kapısında mekik eylerim.
Yaza ulaşmak derdim olmaz, beklerim.
Ey boğazı düğümlü martılar,
Limana doğru kanat çırpsınlar.

Can.


19 Ekim 2015 Pazartesi

Üçlemede Üç: Porsuk

Üçlemede Üç: Porsuk

Ruhun ayırdındayım, kış yakın.
Mor ve beyazlardan bir örtüyle uykuyu deşiyorum.
Yıpranmış kalıntılarım kızımın saçları arasında,
Canım, kışa doğru nefesimiz kesilir.
Ellerimiz titrek, duvarlar yıkık.

Son bir hamleyle cehalet devinime döner,
Vurgundur dizlerim çadır girişlerine.
Ellerim kilitlidir yürümeye.

Perdeler kapanır ve tiyatro son bulur.
Ayazın altında gözlerimi kapatırım,
Bu Winston'un anlamsızlığına eşdeğerdir.
Zıtlıklar gözlerin ihanetidir,
Aşk trabzanlardan zihnine düşmektir sevgilim.

Nerdedir kıvranan başlar?
Zaman saatine hınçla küfreder.
Omuriliğim iyiliğin kalabalığıdır.

Kıvranışlar okyanusun balığıdır,
Su derindir, nefessizlik yakındır.
Kalp atışım salyangozumda isyana geçerse,
Ben kan kusarım sırtımdan.
Ne zor bir yaradılıştır bu.

Yıldızlara bakar mısınız bayan?
Düzene ve ahlaka öylesine salvolarlar.
Birisi benimdir, mezar kazıcımdır.

Allaha şirk koşmaktansa, ağırda bir naldır söylenmek.
Bulutların arasından kaf dağına bağırlanmaktır isyan.
Filmde görmüştüm, adam kızı öyle bir öptü, ağladım.
Dayanılmazdır gözyaşlarım kırmızı gecede,
Belim çıtkırıldım bir savaş söyler.

Kaim bir davranıştır son günlerde çay,
Muaf olmaktır soyutlanmaktan,
Kirpiklerin düşüşündeki sallantıyı bilmektesin.

Nedenlerim tek tek zincirleniyor zıpırlarca,
Fikirlerim voltanın tesbih taşı.
Kırık bir kablo boğumu ses tonum,
Kürek kemiğimden iliklerime kadar avuçlanıyorum,
Ölüyorum, bir çok yaşa dememek senin hatmindir.

Can.

6 Ekim 2015 Salı

Üçlemede iki: Bir kızıl kanat

Üçlemede iki: Bir kızıl kanat

Bugün kızımın ölüm yıl dönümü,
Nehirin sıfıra dayanışı,
Esaretimin yıllara sayılışı.
Bağıntılı bir sanattır bu ölüm,
Elini sıcak sudan en soğuk suya bulandırır.

Kızıl kanadımın kırılışı,
Cehennemin sesine eşit olsa,
Acı bu kadar bağırırdı ve asarlardı bir çamdan.

El çizgilerimin nefretvari bir kıssa,
Kızımın hayat çizgisi kimi.
Duygularım, mantığımın katline küfürdür.
Tepeden aşağı düşer kemikler,
Saflık paçavra olur gözümüzü deler.

Velasıl bir kelamdır yok olmak,
Buharlaşmak ya da,
Ne sert bir zulümdur deniz kıyısına taşınmak.

Sert bir sonbahar kışıdır yüzdeki maske,
Diri diri gömülmek caizdir keşke.
Amandır bir çiğ yağışı,
Bu neferimi ve çelikleri çatırdatır.
Kış ölür, bahar katildir.

Elbet bir çağrışım olacak,
Ben buhar olacağım bir buluta.
Dönüşmek içindir uğultu durduk yere,
Kavram sabit kalır gece ortasına,
Ve nettir ölüm parçalanmaya.

Başparmağımdan yukarsı ağıttır,
Yastır yaşlı bir yastık.
Kızım hesap soracaktır ve acıyarak uzayacaktır salı geceleri.


Can.

20 Eylül 2015 Pazar

Üçlemede Bir

Üçlemede Bir

Geceye doğru ilerleyen bir kıvılcım vardır,
Söz konusu şakaklardan kayandır.
Bilirim el kırığı parçalıdır,
Uzanamadığın gibi yıldızlara,
Yıkımındır.

Kanatları olmayan karaktere tapınmaktır,
Sonu da başı gibidir ve ağırdır.
Savruluşa isim koyamazsın.

En sağlam aforizmayı bulamadığın gün,
Sorunsalların parçalandığı dün gibi.
Gözlerine bakarken ölememek,
Bu sokakta yaşayanları bile şoka uğratacaktır.
Beyin çekilmesidir.

Tütünlerin hepsi hafif,
Kızının saçlarından da hemde.
Buna dur diyemezsin.

Üçleyerek acı tarifi deniyorum,
Sağlam bir yamalı hüznüm ve kırık bir plak.
Çatırdayarak ilerler hicazlar ve saz,
İç sazlamasını bilmek istemezsiniz.
Bu kokusuzluğunun kırığıdır.

Kale duvarı kadar kalındır kafam.
Geçiremezsin hiç bir pozitiviteyi,
Ve dayanamazsın ütopyadaki yıldızlara.

Can.



8 Ağustos 2015 Cumartesi

Ağacın yosunlu tarafı

Ağacın yosunlu tarafı

Eğilim derin işlerinden başlar,
Kızımın saçları tersine örgülüdür.
Tarak bilenik, nefes potansiyel katil.
Katil meçhul,
Güz arafta.

Gece sekmanlarını yola döküyor,
Bilekler koldan sökük,
Metafor bıçkın bir savaş sözcüğü.
Ölümüm ardında oldukça parmak,
Var keskin bir peygamber kılıcı.

Zarf yalayan bir dil neticesinde kayıbım,
Düğünler etrafımda pil kaybediyor,
Saatin işleri kesat.
Yıl değer kaybediyor nefesim karşısında,
Kirpiklerim arşın kapısını aşındırmakta.

Karmaşık bir yapıda berdevam ediyor kış,
Konsensüs düşüyor kalp kapakçıklarımdan.
Bu düşüşe bir selamı var Henry'nin.
Kızımın da öyle.
Ensemin de.

Lümpen karakterinde ciğer kaybediyorum,
Münferit bir karşılaşma bu.
Çenemin altında bir yarık olmalı,
Şayet proletarya eğilmiş olamaz.
Neticede tüm yabancılar her zaman yabancıdır.

Can.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Bu gecedir, kalıcı hasardır.

Bu gecedir, kalıcı hasardır.

Gökyüzüyümdür, elim tutmazdır,
Geniş zamana yayılmış bir candır.
Kızım yaralanır ve kan ar damarları.
Olsun demektir bir şiir-i azama,
Tastan içilen bir çorba kaşığıdır kış.

Devr-i alem bir savaştır,
Bir renk vardır saçında ve ölümdür.
Aldırmazdır koca bir nefesi.
Diyafram kırıktır, zaman kayıktır.
Roman gibi bir sıfattır, şiir sallanır.

Edebiyat zehredemez bir kızdır,
Saçlarına tarak dayanmaz.
Kirpikler dağılımdadır bir postacı,
Tabanlar aşılır, en hücre kalbindir.
Evvela şairdir bir aşık.

Ölümü kimse içinde bilmezdir,
Yapraklar kırılmaya meyleder ve bir sabahtır.
Ellerim niçe canlara kastetti,
Yeşerdi ve karardı bir günebakan.
Zaman tekrar kaydı kaydıraktan.

Sabaha karşı patladı havaya fişek,
Arka bahçe bir gitarda ve sazda eridi.
Dizlerim paramparça, kanatlarımı sormazdı.
Caz şarkılarında bahara dönüş isterdi romatizma ve aforizma.
Paradokslarla silerdi camlarını, konuşmasının tasviri buydu.


Ölürdüm, yaralanırdım ama hiç sabah olmazdı.
Kızım uykusunda dönerdi,
Bu ölümün en iç yakan korkusuydu.
Sabah olurdu, mezar taşım ayakta.
Pembe bir çorap yeltenirdi güneşe.
Vay derdim, ne kalıcı bir bağıntı.

Can.

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Yokluğun devir saati ve hançere mehli yarım örgü

Yokluğun devir saati ve hançere mehli yarım örgü

Sabah ezanı arkasından kaydıraktan düşüyorum,
Beyin hücrelerim migrenine saygıya geçiyor,
Savaş sızıyor beneklerinden nefsimin.
Bir kız çocuğunun kemikleri çatırdıyor, gamdan.
Bu nem baskıyı artıyor omuriliğimde.

Şafakla beraber tükürülüyor kinler,
Kilimler sirkelenme eğiliminde usta.
Sırtımın yaraları evliya tabibi.
Bu takibi durdurmaya yetecek ağır silahım yok.
Ve kabilem, şeyhlere döker nacakları.

Ağır bir siyah, kalbim,
İkiyüzellibin yaşında bir levhim.
Pirim ve varoşum, mayhoşum.
Şakaklarımdaki kıvılcım pekala vurgun.
İki kaşımın arasında salıncaktadır kızım.

Ölüdür veya bir serçe kadar, sapanın ucunda.
Ayakları mıcıra yaklaşır, saçları döküktür.
Montunun içinde kar.
Gözlerinin içinde bir ölümün en sağlam yumruğu.
Saflığına ağlar tersine düşkün denizler.

Bu gece beraber ölürüz,
O ayağını kıstırır kayaya.
Başım hep bir burhanda.
Sinir uçlarıma kadar Vietnam'dayımdır.
Ya da kopuk damarımın ucunda bir Türkmen.

Diri diri nallarlar atları ve bu apaçık kırımdır.
Bel boşluğunda karşı komşunun çenesi kalır.
Ağzı açık akbabaların tüyleri çıplak.
Ellerimin titremesi kafiye yutturur.
Bu da böyle bir yokluktur işte, elleri saçının örgüsünde bir yavrum, hançerle.


Can.

29 Haziran 2015 Pazartesi

Yelkenli yangını

Yelkenli yangını

Perdeler kapanıyor sırtlara şubatta,
Yazı sormayın kızıma, düşer o.
Kan parçası veya pıhtılaşma evrimi.
Çakmaktaşının yoğun devrimi.
Kulak yangını sabaha karşı.

Anlam yığıldı, kanat yıpranmış.
Serçe ve parmak kırık.
Yazacaklarım oldukça sınırlı.
Gözlük camları derin engel.
Ayı kapatır bulutlar.

Üçlü bir yığın var sabaha doğru.
Göğsüm palavra ve varoş.
Kasnaklarda bir varoluş.
Duman sinsisi göz açtırmaz,
Yok ağlanmaz kızım,  ayıp.

2 Haziran 2015 Salı

Kırık Damar Artığı

Kırık Damar Artığı

Kafamın derinliklerinde yorgun bir savaş var,
Evvela Paris'e yükleniyor bombardıman.
Ardından göğün parlaklığına vuruyor keskinler,
Ellerim parçalanıyor toprak arasında.
Kıyamet ölesiye yaklaşmanın eşiğinde.

Zarflar ve zamirler toplamında kızım,
Kana selam duruyor saçları,
Dizlerimin bağları yetkin değil.
Sırtımda kanat yırtıkları,
Nefesim buğusunda küfürleşiyor.

Kıvrımlar çözülüyor,
Özgürlüğüne kavuşuyor bir beyin.
Cellatlar ruh avında,
Evlatlar yorgun paçavra.
Oysa güzeldir rüzgarla gelen sesler.

Kemik yağıyor başımıza,
Vurgunlarda evvel-i baskı.
Derinlikler şaibeli yutkunluk.
Neşter selamı yoğun.
Kızım ölmeseydi Azrail.


Can.

29 Mayıs 2015 Cuma

Evrim Çağı

Evrim Çağı

Hapishanelerin parmakları kıtırdıyor,
Gecenin ortasında derin bir yarık,
Örgülerin kefenleri kırık.
Tepeli bir kaplumbağa seyri yarım bırakıyor,
Ellerimin dermanı kalmadı, yazık.

Kuş uçuşu bir pazar kuruluyor.
Dumanlar geride bırakmak bir evi.
Nigavendigar ağır bir türkü bağırıyor,
Kırıklar artış duvarını aşıyor.
Taranacak teller kaleyi ele verdi.

Bulutlar kapatıyor parlaklıkların önünü,
Bu var ya, bu devrim-i bir kuşun ölümü.
Bir netice dahi söylemenemez bu ıstıraba,
Kız çocuğuna ne söylersen ağlamakta.
Telli bir ses omurlarıma yüklenir.

Nerdedir şeyh, papaz, kız?
Nerde siyahi bir gece?
Nerde vuslatın kör bekçileri?
Kimin ağzı salyasında boğuluyor?
Kini devrilen küçük vatandaş kim?

Bilinmez çarşaflar düşüyor ıslak camdan,
Ellerim kelepçeli.
Kızım ölü.
Nevrimi sorma,
Şartelleri kapa.

Can.

21 Mayıs 2015 Perşembe

Tehlikeli Kırlangıç

Tehlikeli Kırlangıç

Kibritin ucundan sarkıyor,
Bal mumundan heykeller duygusuzluk esiri.
Kıyılar savaşa dalgalı saçlarla müdahale evreni,
Damarlarım ekseriyetinde bir pavyon çığlıklanıyor.
Evren düşüyor, kalenin kulpu kırık.

Bugün olabildiğince kısayım,
Cüzdanımın da ardı delik.
Joplar başımızdan eksik olmasın(!)
Ve kızım ağlamaya varmasın.
Saçları dalgalanabilir bir perşembeyi cumaya bağlayan gecesi.

Hançer halinde bir dumanım var,
Söylenecek bir iki kırlangıcım.
Güç kesiliyor obruklardan,
Dedenin ak sakalı sırtıma değiyor.
Olamayabildiğince kırmızılaşıyor gece.

Bir okulun kapısından çıkış saati veriliyor,
Sıraların köşeleri sivri, kadar bir fikir.
Neriman teyzenin kedisi boğazlanıyor.
Memleketim varoşlara düştü.
Kalemlerin arkasındaki silgi düşük ihtimalinde.

Zülfikar olunuyor gecenin ilerleyenlerine,
Barlardan ağız dolusu ömür dökülüyor.
Eriyor samanyolu,
Galaksi bir kez daha düşüyor.
Nevrim anlamadığım bir dilde dönüyor.

Mumlar kaynıyor,
Kibritler sönüyor,
Kızlar ölüyor,
Saçlar olumsuz beyazlık.
Varamadığım bir noktalı virgün.


Can.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Malum yere yağan kar

Malum yere yağan kar

Saçları kazınmış bir deveyim.
Ormanın derinliklerine sürüyorum nallarımı,
Bir ses dahi rahatsız eylemiyor cehennemi.
Derinden sesleniyor kıvrımlı kanatlar.
Malum bölgelere tipiler eşlik ediyor.

Dumanlarımdan çığlıklar ses geliyor,
Sesin gelişi canım, daha fazla bir şey değil.
Topukları yankılanıyor ağır bir salonda.
Sıcağın alnında bir baş eriyor.
Suya düşünüyor bir fikr-i baki.

Fazla düşünecek bir halim yok.
Gökyüzümü elimden alıyorlar.
Kız çocuğu yüzü kapak düşüyor.
Şehitler cennet ehlinin dizinde ağlıyor.
Su için puslu bir savaş olsa gerek.

Başlıklar halinde hıçkırıyorum,
Son iki fırtım ve fırtınam,
Başka da bir şeyim kalmamış olabilir.
Neyseki turuncu bir sokak lambam seyrediyor,
Ölümün ağırlığını.

Bugün derin konular öğrendim,
Her gün bir derinini daha seyrederim,
Seyir hali göğsümü hıçkırır.
Suya basılan izmarit artığı.
Şeyhler ve varoşlar bir masada kımız  yudumlar.

Parmaklarımın arasında ölürcesine,
Sarmaşık saçlar buruşurcasına
Bir sersinti basıyor, kuramları.
Ya da küçük bir kızın başı okşanıyor, şirk koşucular tarafından.
Patilerin arasında dinin temelleri.

Gazeteler geniz etleri kesiyor,
Kürek kemiklerim yelkenleri parçalıyor.
Rüzgar keskin, evrim kırık, pusula zaten kuzeyi göstermez.
Şakaklarımın arasında bir mahalle kuruluyor,
Yerimin olmadığı bir dağ.

Sobalı bir evde türkü sallanıyor,
Uçlarından tutuşuyor kömür parçalanmışlığı.
Liseden dönüyor elleri jilet dolu omurilik.
Filmler çekilemiyor, kızlar ölüyor.
Salyangozum da fazla acımasız.

Ne varsa bugün mor,
Ya da soyutlanan bir bordo.
Topuklarımdan akan sıyrık kan.
Elvedalar topluma yakışmıyor,
Devlete ve develere ihtiyaç kalmadı.

Can. 

3 Mayıs 2015 Pazar

Serkan'ı bilir misiniz?

Serkan'ı bilir misiniz?
Serkan vardı bizim, o şimdi yok.
Nalları tavan altına attı,
Saçları beyazlılar katletti zaten.
Çok derdi vardı.
Artık yok.

Sabahları kuş üzümü yerdi,
Ufakta bir kızı vardı,
Artık kızı yok.
Biz onunla dert alır, verirdik.
Alışveriş bitti.

Serkan yoruldu,
Kanseri varmış.
Oysa ne güzel sigara içerdi gündüzleri.
Dumanına atlayıp kaçtı.
Astronomik bir yürüyüşü vardı.

Serkan'a saygı vardı.
Artık saygı yok, artık saygı da yok.
Evinin önündeki kedi sessizlik ile savaşıyor.
Daha bu sabah gördüm,
Seko ölüyor.

Aslında dolunayı severdi.
Son paketine kadar sönmezdi.
Dolunay.
Karanlığın nefsine hakimdi.
Bilir misiniz Serkan'ı

Ben bilmem aslında,
Az konuşurdu, fakat arkasından değil.
Dolunayda ölmeyi sevmezdi.
Severdi dolunayı.
Dolunayda öldü.



CAN.

1 Mayıs 2015 Cuma

Bir şeyler üzerine ben de bilmiyorum.

Bir şeyler üzerine ben de bilmiyorum

Ölümün pis nefesi ceninimin sırtında,
Kan yoğun bir akış içinde damarlarımın çatlaklarından.
Derin bir hatırlatıcı şahanesi kast ediyor.
Bedenim meylediyor kanatlara ve örgülü bir saça,
Ne de güzel bir söz gelimi.

Kelle koltuk, baht yamuk.
Gece kavisleniyor ayaz altı hücuma,
Kızımın yoksulluğu ıstakozumda bağırıyor.
Ense kökümde serkeşt ve yıpralı.
Rabbim ne olacak bu Ortadoğu'ya.

Sanki uçurumdan düşüyor uçurum.
Perdeler suratlara kapanıyor.
Kalbimi avuçlar nasır.
Eh bende pek uyumam zaten.
Saçlarını örün kızımın, ben pek anlamam.

Can.

19 Nisan 2015 Pazar

Kül kavgası

Kül kavgası

Bir bıçak bırakıyorlar ortaya,
Ellerinden kayıyor örgüler.
Sözleri sağa sola yalpalıyor.
Beynimin içinde damarlarım çekiliyor.
Küller ağır.

Gece ayazı biniyor açık bir kapıdan,
Oysa bir bahar başlamıştı.
Camlar açılıyordu sıcak baskınlarından,
Göğsüme iniyordu karıncalanmalar.
Bahar daha ağır.

Silahı kovalıyor bir zırhlı,
Rakamlar yerin dibine çöküyor.
Teller ciğerlerimin tepesinde,
Yıldız sırtıma göz diker.
Yıldız daha bir ağır.

Karanlığın içine şapka çıkarttım.
Damarlarımın içinde tebessüm var.
Kezzap damlaları derime nüfuz etmekte,
Ne ağır bir slogan bu yorgunluk.
Yorgunluk en ağırı.

Can.

29 Mart 2015 Pazar

Nevrim Döneli Yıl

Nevrim Döneli Yıl

Papuçlarda yıllanan nefes, sanki.
Cam duvarların arasında, nefesi tıkalı bir melek.
Ehli olduğu günah olası, şeytansı.
Gökten yırtınıyor yırtmaçlar,
Abajurumda koyu kan damlaları.

Akrep yelkovanı delercesine saldırıyor,
Çıplak bedenimin hücreleri nevrime dönüş emri, verdi.
Tarihten pek haberdar değilim.

Çakmak taşı eriyor,
Üstü çizili devinimler, arka mahalleme.
Baskın düzenleniyor.
Ciğerler eriyor kalıplarından,
Bir çığlık, ıstakozumun kabuğunu kırıyor.
Ceninime saygı dursanıza.

Ellerimin arasında, tam ortada, kızımın saçları çağrılıyor.
Ziller, ensemden çıkan ağır ziller, pansiyona müdavim oluyorlar,
Bilader, soygunun elhamı üzerimize devrilir.
Dirseklerimden başlayan kırık.

Ah, zamanla aram git gide açılıyor,
Tasvir,
Saç uçları kırık bir yıldız köşesi.
Paketi oldukça kırık bir duman,
Mübalağa,
Serçe parmağım kadar vesileli saldırgan.
Gecenin ilerisi, dönülmez uçurum.

Velhasıl, düşmekte çevredeki kiremit.
Varoşlar katledilir dönülmeyende,
Samanyolu göğsümüze düştü.
Cam parçaları ayak altlarında,
Nefsler, kucaklara oturdu.

Benim bir çığlığım var da,
Nerede atılacağını bilmem.
Bir gökyüzü işgale karar verir,
Anneler göz kapar,
Büyük mideler köşe.
Çakmak taşı bitti,
Söylemiştim.
Kalıcı bağıntı ve münakaşa.


Can.

24 Mart 2015 Salı

Kan pıhtısı

Kan pıhtısı

Derin bir loş ışık seyri tam arkamda,
Sırtımın alevi gökyüzüne vuruyor.
Damarlarım geriliyor geceye yaklaşırken.
Berdevam saldırılar kalbimi delik deşik etti,
Ne zor bir hilaf bu gecenin sisi.

Nacizane bir müzik çalıyor radyomdan,
Nefesim olabildiğince kesildi.
Bir çocuk doğuyor alt katta.

Rabbim kanatlanan çığlıklara son bir çözüm olmalı,
Lavlar derinliklere inmekte ve ensemde soğuk bir nefes.
Kan  kusması ve elveda gecelik duygusuzluklar.
Dünya önemsizliği ve tavrımın çırpınışı.
Boşluklar beynime batıyorlar.

Yıldızların en büyüğü ciğerlerimi parçlamakta,
Pesimistik çalgıcılar tavanımı boyuyorlar.
Bir devinim uçurumdan düşüyor.

Saikler tepelemesine uzandı,
Kanser bağlantısı dövüşüyor, kapıda.
Ne sağlam bir bağıntı ama!
Eller birbirini kırmakta,
Ben fena bir ölüm hayal ettim.

Parmak uçları mezar taşları siliyor,
Damlalar perdeleri yerinden söktü.
Durmadan sürüp gelen devr-i daim.

Küle dönüyor odamın her bir köşesi,
Çocuklar ellerini bacak aralarına bağlar.
Saçlarının arasında ölümcül bir dünya savaşı başladı,
Siviller olabildiğince ölüyorlar.
Rabbim, durduramıyorum.

Zincirler çekiliyor en büyük surların tepesine,
Bir fulardan aşağı kanlar süzülüyor.
Ne de zor bir akşam be şefim!



Can.

11 Mart 2015 Çarşamba

Dağ

Dağ

Sürünceme duygular, yaprakları yırtık bir söğüt.
Katilimin nefesikiralanır,
Surların arkasına yağmur damlaları sert düşer.
Sesim zururetine küsebilir.
Memleket bozgunda.

Katlin perdesi sonuna dek kapandı.
Neyzen firarını ölümüne sürdürüyor.
Kalbimin damarlarında ağır savaş.

Ceninim olabildiğince ağlamakta,
Suretler bir bir yok olmak davası.
Sıvaları dökülen kırlangıç kanatları,
Tizlerde bir bahar başlangıcı.
Hava da sislenmekte.

Düşüşümün en ağır yıldönümü,
Bağlamalardan dökülüyor bağıntılar.
Hastane kapıları fazlasıyla dolu.

Söylenecek sözlerim anlam yitiriyor.
Tekrarlar kapımın kirişlerinde,
Elimi yakan bir sıcaklık var.
Sırtımda bir ağırlık,
Bahar yok olsa iyi olur.

Can.


3 Mart 2015 Salı

Teyemmüm Duvarı



Teyemmüm Duvarı

Teamül evrenini sarsırıyorum,
Kanserli hücreleriyle perçemlerden taşıyor sözler.
Bir orkestra mermileri savuruyor,
Gözlerim pek iyi görmemek.
Kalemim kırık.

Davranışlarım derin kafayı çağrıştırdı,
Kirpikler özleniyor.
Omuzlarımda ağırlaşan iki melek.

Velhasıl kelamıyla yürüyen bir kız çocuğu,
Örgülü saçlardan düşüyor kıvılcım.
Bağırış ve çağırışlar arka mahalleden,
Sıyrıklar, derinler.
Nefesim hırıltı.

Sarıya dönük bir su içiyorum.
Ellerine arkasına bağlı ağaçlar görüntüsü,
Parmak kemilerim kırılmakta.

Çakmak taşı bitiyor.
Alevler odamın dört bir yanında,
Duvar boyaları sessiz,
Geceyi bekleyen cellatlar uykuda.
Ayaklarım güçsüz.

Can.




1 Mart 2015 Pazar

Müdafaa

Müdafaa

Büyük bir halel içinde tartılıyorum,
Kafamın içinde küflenmiş karınca.
Meczup olma yolculuğu ve kemerleri sıkmış bir kaplumbağa

İstisnai durumlarda sigara dumanı yükseliyor,
Bahar ayazı tekmeliyor.
Nefesim kabalaştı, gözlerden lavlar iniyor.
Mücerred düşünceler boğazıma basıyor.
Yanlış yollar gözlerini doğrulara diktiler.

Kısa bir karanlıkta nefsimi körelttim,
Kırık uçlar hançerlemekte kızımın kafasını.
Kollarından kırık bir ağaç devriliyor evrenime.

İzmaritler lögar kapaklarını dövüyor,
Tepedeki iki ay münakaşa halinde.
Yollar engebeli, vesveseler derin.
Muhtelif bir çok düşünce kemiyor duvarın siyahını,
İzninizle uzun bir yolculukta yuvarlanıyorum.

Can.

16 Şubat 2015 Pazartesi

Birinci dereceden yanık

Birinci Dereceden Yanık

Semtimin aşağısında
Tam olarak şurada bir yerde
Bir imparatorluk yıktılar.

Annesinin terkettiği
Bir insan-i değer bulunmayan bir çiçek açtı.
Kavimler siyaha boyandı.
Örgülü saçlar kana bulandı.
Annesi terk etmiş piç duygular esir alındı.

Bugün semtimizin aşağısında ufak bir çığlık duyuldu
Devlet başkanlarının hançerlendiğine dair.
Siyahlar gökyüzüne karıştı.

Bugün bir bahar daha öldü.
Sessizlik tüm kıvamıyla öylece bakmakta
Allah'ın güzel bir kızı meleklere eşlik etti.
Tırnak izleri alçak suratlara indi.
Bundan sonrada ölüm çok yakın olmalı bize.

Gökyüzünden siyah bir kar yağmakta,
Ömrümüz alabildiğine iğrençlik,
Alabildiğine şerefsizlik gördü.
Öldüm ve öldürüldük
Uzun saçlarımız vardı ve güzel gülerdik,
Canımız öylecesine yandı.

Can.

10 Şubat 2015 Salı

Keşişleme Rüzgarı

Keşişleme Rüzgarı

Kış vaktinin çıkış kapısı ağırlıklarla
Yoğun bir biçimsel tablo
Kavmin topukları ölümüne ağırmakta,
Durmadan sallanan ağır kahkahalar
Ömrüm durdu.
Yelkenler derinlere seslenir.


Bir kış vakti spekülasyon ağırlığı
Yönü belli olmayan ağır yağış
Nefes yok.

Kız çocukları olabildiğince sarıp sarmalandı,
Hançeri bir ayaz serzenişte
Duvaklar olabildiğince hızla kapandı,
Ciğerlerim sessizce erimek çabası namüsait.
Gemiler rotayı kaybetti
Acı var.

Tırnaklar derinlere inmekte,
Çığlıklar derileri yakıyor.
Susmak var.

Bileklerim derinlemesine kırılmakta
Anne sütü keskinleşti,
Ağlamakta içimdeki çocuk,
Ben oldukça ölmekte.
Ölüm yok.

30 Ocak 2015 Cuma

Gizli güneş

Gizli güneş

Kiracı yapraklar birer birer toplanmakta,
Yamuk bir gece.
Her hareketinde kıvrılan bir feldispat,
Nefsimin kıvrık dumanlı bir serzenişi tüm dünyayı vurguna uzatır.

Sabah akşam bir suretim var,
Etrafı prangalarla kaplanmış bir panayır cadırı.
Tüf mantarı ekseriyetinde bir tarla biçmekteyim.

Salvo düşünceler sırtıma yapışık,
Radikal ve sürreal tablolar
Bir mezarlık devinimini sessiz kılarlar.
Tekerrür halinde geometrik cisimler.

Savaşım var,
Dövüşüm olduğu,
Etrafta sessizce dolaşan çocuklar.

Saçların arasında yeniden doğan güneş,
Gecenin ağır nükleer saldırısı,
Zelzele etkisi dam arlarımda süzülmekte.
Bu da tarikatların en sevmediği olsa gerek.
Hıçkırarak ağlamakta derin bir kuyu.

Can.


21 Ocak 2015 Çarşamba

Durumsal bir kadro

Durumsal bir kadro

Bir yanlış sekiyor  göğsümüzde, güneş eritmekte kurduğumuz buz dağlarını ve devinimler oldukça yavaşlıyor. Kahroloji ertesinde buruk bir savaş gazisi edasıyla yuvarlanıyorum. Tepemde kavurucu bir parçalı kar. Ölümüm anonsu kaybediyor. Perçemlerden sakallara düşüyor taze kelimeler. Duvağın altından bakıyor bir serçe göç yollarına. Kaldırım taşlarına bas basa yürüyor takıntılı ufak bir kız. Ayakları oldukça küçük fakat ezip geçiyor onca anıyı ve saldırıyı. Dünyanın gözleri önünde katlediyor bahçelerdeki diğer çocukları. Gözlerindeki bakış yıllar öncede böyle acıtırdı. Sanırım saçları işgal altında olmalı. Sesimde bir kısıklık mevcut. Durmaksızın ağrılar başlıyor ensemin derinlerinde. Dumanlar çepeçevre hissettiriyor ciğerlerimi. Donan nehirler birer birer aleve düşüyorlar. İncir ağaçlarından sallanıyor atkılar. Siyahlık gün yüzüne çıktı çıkalı gülememiş bir çeneye sahibim. Ne zaman düşeceğim konusunda fikirlerim alt tabakaya  kadar ulaştı. Dizlerimdeki parçalanmışlık ilhamı oluyor bir yazarın. Saçları kısa ve mutlaka ömrüde öyle olacak. Beklerken alamadığı nefesleri doğaya zarar vermekte. Susmalıyım uzun bir dönem ve bu ziyaret mahşer alanına. Toplum gözlerini oldukça kör etmiş. Kolu kırık kapı eşliğinde seslenmekteyim.

Can.

19 Ocak 2015 Pazartesi

Otoban kenarı rüzgarlı sokak

Otoban kenarı rüzgarlı sokak

Keşişleme bir rüzgar evreninde savrulan bir yaprak ağırlığında yazıyorum. Parmak uçlarımın derin bir hissizliğe sürüklendiği bir lastik kokusu. Uzun saçların üzerinden bir dünya dönüyor ve serinleten kış etkisi tüm insanlık üzerinde düşer. Yollarda sendelemeden yürüyemediğimin kanıtı sayılan onlarca çakıl taşı ardım sıra takipte. Uzun boylu adamlar şehrin üzerine nefretini kusmakta. Sürüklenerek bir özlem enseme yükleniyor ve bu benim ölümüme yol açabilir. Tabanlarımın acısı kışı aleve vermekte. Sürdürülemez davranışlar birbirine düşürüyor ayları, günleri ve mevsimleri. Soğuk sabah ayazından nefesim durdurulumaz bir dünya savaşına yola açabilir. Bu acıların tarifi olmasa gerek tüm gecelerde. Yokuştan aşağı yuvarlanıyor toplumun acıları. Avuç içlerindeki ter yangınlar söndürüyor en derinlerde. Umarım gamzenin saldırısı bitmeden ufak çocuklarımız ölmez. Selalar susmaz ise şayet içimde, bu bir felakete delalet edebilir. Ölmeden önce bir istektir bu. En çok hangisi acıtırsa onunla yoldaşlık yapabilirim veya devrilsin tüm ağaçlar yollarıma vesselam. Nerde kaldı sarı gülüşler.

Can.

17 Ocak 2015 Cumartesi

Damar ağırlığı

Damar ağırlığı

Nefsinin arkasına sığınan iki kurbağa, ertesi ve arkası bomboş develerin kervan tutmakta zorlanan hörgüçleri. Umuyorum bu ayaz damarlarımı dondurur, sanırım bir adım daha kuyunun dibindeyim. Nefes alınası bir kaç gün yok. Umudum başını kestirmek için  cellat aramakta. Sabahın karanlığı ve gecenin karanlık bile olmayan sessizliği ömrümden bir şeyler çalmanın peşinde. Düştüğüm yerlerde derin lekeler bırakıyorum. Sabrım ve sükutum nefsi müdafaa halinde. Ayakkabı tabanları iyice aşındı zira yürümek benim ikinci ömrüm olmalı. Tutanamıyorum hiç bir çıkıntıya veya ağaç dalına. Kış mevsimi anlamını gittikçe kaybetmekte. Pusulam kayıp ve önümde hiç bir dağ yok. Beynimin arkasında bir yumru var, içeriden bağıran bir çocuk çığlığı ağır bir silahlı saldırı olmalı. Paris'te karıştı güzelim. Neyse ki cehennem o kadar uzak değil. Uzun zamandır güneşi görmedim. Bulutların sevinç çığlıkları damarlarımda sızlıyor. İçimdeki kırıklar bu savaşı bozguna uğratabilir. Sanırım ağır yaralı olarak kaldırınılabilirim.

Can.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Sessiz özlemek iyidir

Sessiz özlemek iyidir

Yoğunlaşıyor lağım ağızları, talihsiz merdivenlerden inen çocuklar ellerini kontrol edemiyorlar. Yatağımın arasında sırtıma değen soğuk tırpan. Turuncu bir ışık içimde cesetleri mezara diziyor. Bu karanlıkta yolumu bulamıyorum. Bulutlar kabalaşıyor, çay bardaklarının dibi sarı. Renkler oldukça anlamını kaybediyorlar. Burgular çepeçevre sanıyor bugünü, yarını, geceyi ve gündüzü. Tekerlekler başımın içinde olanca hızıyla dönüyorlar. Pencerelerim parmaklıklara esir düşmekte ve nefesim hançerini fütursuzca sallıyor. Hiç bir şeyin anlamsızlaştığı ve devlerin prim yaptığı bir karanlığa doğru sürükleniyorum. Sırtımda binlerce ayak izi ve toprak ağzımdan içeri kayıyor. Toz parçacıkları yerini dumana bırakıyor. Dolu ve tipi son nefesime eşlik edebilir. Yolculuk kumpanyası fazla ağır olabilir. Bahar gelirse bu karların soluyuşuna delalettir. Parmaklarımın arasından gözyaşları kaymakta. Beynimin ve fikirlerimin arasında kirli bir baskı söz konusu. Çatlamak üzeri olan damarlarım kalbimle bir düello aşamasında. Susuyorum ve bu sessiz özlemek sayılsın. İçimize atılan onca çöpe rağmen.

Can.

11 Ocak 2015 Pazar

Yıldızların büyük sönüşü

Yıldızların büyük sönüşü

Göğün kafası karışık, nereye gideceğini ve ne yapacağını bilmez bir halde bulutlarını serpiştiriyor insanların üzerine. Bunca derdinin içinde gözyaşlarında insanlar oynuyor. Dayanılmaz bir hal alan hastalığı buharlaşarak terk ediyor diyarımızı. Kahramanlar sinema salonlarında ağır filmler izliyorlar. Elleri öyle soğuktu ki çoban yıldızının, aklımı teğet bile geçmezdi ayazları bana lav edeceği. Parmaklarım uyuşuyor bu derinlikten. Kediler öylece sokaklarda geziyorlar selam vermeksizin. Sis ağırlığını iyice hissettiriyor. Devinimlerim oldukça ağırlaştı ve toplumum kar üstünde izsiz yürüyorlar. Aklımın tek parçası bile geleceği göremiyor. Saçların büyük bir cehennem gibi düştü kışın ortasına. Parıldamanı hatırlar gibiyim. Sanırım gülünce olurdu bu. Düşüyor olduğuma inanmasalar da elini sırtında hissettiğim kitap sayfaları vardır. Çayımın üzerindeki duman göğe yükselirken yeni doğan çocuklar tüm avazıyla kılıçlarını savuruyorlar. Bu gidişle bir yaz daha göremem. Ensemde en ağır göktaşının nefesi seyrediyor. Ben taşların altına gömülüyorum. Küllerim şehrinin üstüne yağsın ve anla.

Can.

10 Ocak 2015 Cumartesi

Boş ve sessiz salon

Boş ve sessiz salon

Gece iyice bastırdı, üzerimde bir basınç. Garip rakamsal değerler görüyorum ve içim buna elvermiyor zaten hesabımda iyi değildir. Tutturamam gülüşün kaç yıl etki eder savaşların durmasına ve kokun kaç canlıyı daha hayatta tutar. Nefretim dallarından düşüyor her geçen gün. Rüzgar boş salıncakları sallıyor. Dağların kaldıramayacağı kadar beyaz suçlar yağdı üstlerine. Benim nefesim git gide kısılıyor, sesim daralıyor. Ayazın ortasında lavlar yağıyor tepemden aşağı. Göğün haykırması çiçekleri birer birer ağlatıyor. Bir sokak lambası karşılıyor odamda benim pencerelerim hep soğuk. Eli ve ayağı tutmaz. Notalar arasında ömür geçirilir. Günler acımasızca iteler bizi uçurum kenarlarına. Sensizlik baharı erteler ve ayazı körükler. Bu en sert kışı duvarlarımın. Çekincelerimin ve ölümlerimin nefretle baktığı kış. Sürekli daha derine düşüyor ayaklarım. Çepeçevre sardı bu zehirli dumanlar benliğimi. Sert bir infilak ile baş başa çay içiyorum. Belki başıma bir şey gelebilir.

Can.

Devinim başlığı

Devinim başlığı

Kayıplar, her gece 14 kalibre bir silahla boğazıma dayanan kayıplar. Bir fular uykusu. Kokun dolanır boğazıma ve nefesim kesilmeye fazla meylediyor. Ayaz kendini kaybetti, pencerenin altından giren soğuk odamı aleve veriyor. Kapı kolları oldukça sessiz, bu ordunun açtığı yaralar oldukça ağırdır. Uzun günlerdir serçe görmüyorum. Göç yolları üzerimden geçmiyor artık. Karanlığa hapsolmak çok meşru bir hareket sayılmaz ellerim titrerken. Zamanla kokunda zehre meylediyor. Ölmek için fazla acı çekmedim. Saygılar ve sevgiler yokuşlardan aşağı kaymakta büyük bir hızla. Ciğerlerim derin bir alevin arasında kalmış olmalı zira bu acıyı başka açıklamayla çözümleyemem. Geberene kadar sokaklarda yürüdüğüm bir günaydın. Çepeçevre bir sisin ortasında kayıpları oynadığımız bir günaydın da olabilirdi bu. Neslin bilmediği acıların pençesinde takılı kaldım zannediyorum. Oysa ki saçlarımı okşamışlığın var bu bile bir devletin anayasasına girmeli. Küçük kız çocuklarına yapılan yanlışlar unutulmaz çoban yıldızı, bilesin ki kış geldi diye geceyi beklemekten vazgeçmeyeceğiz. Bin bir savaşlı günden devam edelim. Böyle giderse daha çok düşerim.

Can.

8 Ocak 2015 Perşembe

Bitince

Bitince

Çiçekler soluyor. Ayaz kendini iyice gösterdi, nefes alan tek bir canlı bile yoktur sokakta. Bitince tüm devirler kış olur. Duygular eksi sıcaklıkları görür. Çocuklar ağlar evlerinde. Köşe başlarında bir sigara dumanı belirir. Soğuğun en büyük savaşı dumanlarladır, bir de seven adamlarla. Yanan alevi söndürür saçları güzel bir kız. Yemin etmiştir muhtemelen, susturmak ve ayazın derinliklerine gömmek için. Bu lanetlerin içinde kurtulamıyorum radyasyon etkisinden. Bir kokusu derin yaralar açar kuyularda, beni diplerine iterler bu kuyuların. Rengarenk tüm noktalar siyaha ve beyaza teslim olurlar. Kalp yanar içten içe. Ellerim kilitlenir ve kelepçeler kafamın içine sokulur. Ciğerlerimde bir sıyrık vardır ve zehrinden başka dumana açılmaz kapıları. Bu kaçış, bu gidiş, bu ipsiz sapsız devinimler seni zebanilere düşürür. Cehennem ehli seviyor seni. Çenemin kasları acımakta, midemde bir iki yanık burgu. Boğazımda ölen bir kız çocuğu. Ayak parmaklarından başın en tepesine kadar rüyalara batan bir sessizlik ve sensizlik abidesi. Heykeller teker teker toprağa gömüyor suratını. Çiçek bahçeleri karanlığa gömülüyor, gülüşmeler yaralıyor geçmişi. Anılar yağıyor gökten sık bıçak yaralarıyla ya da bilemiyorum bu nasıl bir soruşturmadır devirir geçmişi. Kuyunun dibinde ses yankılıdır.

Can.

6 Ocak 2015 Salı

Buz tutası var

Buz tutası var

Ayaz iyice bastırdı artık, kaldırım taşları görünmüyor beyazlardan. Özleniyor tüm sıyrıkların ve yaraların sahipleri. Nerede benim camıma konan kanatlılar? Öyleyse bir dumanla ben de göçe yollanayım. Tam ensemde bir nefes var elinde tırpanı bekler. Beklemek kelimesi anlamını aşar ve cümlelerin korkuları oluverir. Canlı reflekslerini birer birer bırakıyorum. Geceler kendini iyiden iyiye hatırlatmaya başladı. Yokuşlar ve dibi olmayan çukurlar selamını eksik etmezler. Adımlamakta zorluk çekiyorum. Beklenesi insanlar hızlı şekilde giderler. Balonlara bakar sokak çocukları. Fazla söyleyecek cümlem yok artık, beynim uyuşmakta, nehir donmakta ve alevler sönmekte. Sanırım derin bir muhabbet başlayacak ardımdan.

Can.

4 Ocak 2015 Pazar

Ulan gardaş bu nasıl yara?

Ulan gardaş bu nasıl yara?

Düşüyorum, bu nasıl infilak bilmiyorum. Bir kutu ardına gizlenen sevimli yüzler sesleniyor mezarlıklardan. Nefeslenmekte çekilen güçlükler adına bir kitap yazıyorum. Sanırım ömrüm erimeye başladı, yıllar değişirken eğlenceler düşmeye ve yüzümün tebessümü dağılmaya başladı. Nefret söylemi ardı arkası kesilmez şekilde 14 kalibreli bir tabancadan ateşlenmeye başladı. Sinir harbi arasında kalan ufaklıkların sesleri kısılıyor. Sürükleniyorum bir kavganın ortasına ve seslenemiyorum kimseye. Yamulup kalan parmaklıklar arasında gözyaşları kendilerini kaybediyorlar. Saçlarının arasından dünya görünmez oldu. Simsiyahlık rotasında, pusulasız yön arıyorum. Nereye gitsem aynı karanlık ve değişmeyen kıvılcımlar. Terkedilmiş bir apartman dairesinde kusuyorum tüm içimde kalanları. Geri geri bir düşüş eylemini sürdürmeye devam ediyor. Sürekli sorduğum bir sorunun iflağında mahvoluyorum. Sesi çıkmayan adamların çeneleri düşüyor. Lanet olsun nedir bu ayazın alıp veremediği. Sorular, sorular, işaretler "lan gardaş bu nasıl yara?"

Can.

yarılanan susma eylemi

Yarılanan susma eylemi

Bir kahve sözü veriliyor, hatrı sayılamayacak kadar çok, telvesi kırık bir kahve. Ara ara yağan hançerler dudaklarımın arasında. Parmak uçlarımın sızlaması meylini gerçekleştiriyor yarım kalmışlığa. Susuyor susmaması gereken onca suskun serçe. Kanatlar suratıma çarpıyor. Nevrim dönüyor ve başım çatlıyor eklem yerlerinden. Alevler serzenişe geçiyor omuzlarımdan. Kalbimin içinde küçük bir kız çocuğu canlı canlı mezara gömülüyor bir iki kısık ağıtla. Gerici oluyor tüm tavırlarım, duraksanmalar eşlik ediyor uçurumdan yuvarlanmalarıma. Nefsim sesini kesmiş öylece bakıyor düşüşümde açılan yaralara. Toprak kokuları ciğerlerime doluyor. Ansızın çığlıklar çarpıyor kürek kemiklerime. Toplayamadığım bir şehir çıkmazında adice hesapları yapılıyor üzerimden çıkacak kanlarımın. Pamuk eller yırtık cepleri yokluyorlar. Bulutlar kararıyor ve yeryüzüne dökülüyorlar. Toplum çok sessiz. Körler ve sağırlar bir masa hazırlıyorlar. Ölümün o sert kokusu ozonu deliyor. Sanırım sert bir düşüş izletiyorum en büyük kavimlere ve kiliselere. Kırmızı sesler minarelerden bağırıyorlar. Çoban yıldızı kulağını tıkar ve. Bilmiyorum.

Can.

2 Ocak 2015 Cuma

Döngü

Döngü

Bir konferans toplanıyor yarım kalmış ağaçların alt taraflarında, sis çökmüşlüğü ve kaprisler nefesleniyor çölün kıyısında. Bir bumerang çarpıyor kafamıza, ağaçların yaprakları dökülüyor beyazların içine. Nefret kanatlanıyor arlarımızdan. Ömrü dallara takılıyor gece ayazında toprağı öpenlerin. Bir kız geliyor ve gidiyor, tamamen buna odaklanmış ve elleri bunun üzerinde çalışıyor. Saçları rüzgarla savaşıyor ve sürekli uzaklaşıyor. Arkasından ağlıyor çatlak duvarlar, kıymeti değerleniyor ve tüm Avrupa kıyılarında bu konuşuluyor. Ben düşüyorum, sürtünüyor karların arasında. Soğuk ensemi kırmızılaştırıyor ve çürüyor kalbim sabahın ilk ışıklarına kadar. Havalandırmalar teker teker kapanıyor ve üflenen dumanlar tekrar içime giriyor. Anlamsız sorgular baş gösteriyor güneşin bulutların arkasındaki yalnızlığına. Çayımın demi git gide artıyor. Kavgalar başlıyor uçan kuşlar arasında, göç yolları değişiyor. Nefret bu kavmin en büyük sorunu olarak kayıtlara geçiyor. Bunalımlar kaçınılmaz sonlara sürüklüyor beni. Dağın zirvesinden aşağı çığlıklar atılıyor ve başımın içinde bir şeyler zonkluyor. Sanırım bir şeyin ayak sesleri bunlar, dilim varmaz.

Can.

1 Ocak 2015 Perşembe

Yıl Spesifiğinde

Yıl Spesifiğinde

Karlar altında eriyor yıllar, günü ve gecesi aynı renkleri paylaşıyor kırların. Ayaklarımız kayıyor bu depresyon ışığında, ufak kız çocukları kartoplarını kalplerin içlerine atıyorlar. Nefesim kesiliyor yağarken bir beyaz örtü altında. Kavimler su çekiyor kuyulardan, eriyorum günden güne bir sarkıttan aşağıya. Kömür kokuları eşliğinde bir duman tütüyorum, sanırım bu çok illegal olacak. Kitaplardaki harfler gittikçe küçülüyor. Saçlarından akan sisler görüşümü kapatıyor. Görünüşe göre bu yıl çok eski kalacak. Susası gelecek çiçeklerin kar altında. Şehir ayaza teslim edecek damarlarını, kemiklerini, fikirlerini. Susuz kalacak nehirler. Sarhoş adamlar sövecek köşe başlarında aşka. Her yılın başı hüzün olacak bana, kemiklerim sızlıyor bu sensizlikte, ne bir el uzanıyor gökyüzüne, ne bir gökkuşağı ziyaret ediyor mutsuzluğumu. Ahşap duygular vuku bulacak kuş uykularında, kaçamak bir sevgi serzenecek ciğerlerimin arasına. Teker teker ölüyor şairler. Duygular kararıyor gittikçe bir yıl daha. Tren rayları üstüne bırakıyorum bir kaç sözü, gelecek diye beklemek eksi derecelerde bir soğukluk getiriyor koca şehre. Devinim bitmiyor ve günler ilerliyor. Ne bileyim çok eksik bir şey var. Durgunluk sonsuza meyletmese.

Can.