25 Mayıs 2018 Cuma

Belli Bir Zümrenin Yıldızı

Belli Bir Zümrenin Yıldızı

Belli zamanlar içinde pansuman yapılır,
Derin yaralarımdan kurutulmuş teknelere.

Denizlerimin suyu sığdır,
Sevdiğim kadının saçları yıkanır.

Bir yıldızın zirvesinden sürüklenir damarlarımın akı,
Ölümüm için iki cellat tutulur.

Bu denli bulut üstünden yüksek hayaller kurdum,
Baltalı sanıklar deşti ormanımın çiçek içen sevgisini.

Esas olan hangi suda yürümeye karar verdiğindir,
Ben sevginin suyundan yürüdüm,
Tüm karasal iklimi kaplayan o saçların yanına.

Beni bir uçurum kenarında tutabilirsiniz her daim,
Düşmemek için kalan nedenlerim oldukça kısıtlı zira.

Ellerimin arasından akarsa şayet o gecenin gelişi kadar güzel olanın evreni,
İşte ben o zaman bir deniz atının sırtında canımı dişime takarım.

Sevgimin heybeti ile iyi bir komutanım,
Mevzu şu savaşın hangi tarafındayım.

Can.

14 Nisan 2018 Cumartesi

Önüme Yamama Baharı

Önüme Yamama Baharı

Bahar ayının orta yerine sağlam bir yamayla sonbaharı müjdeleyen bir soluk ile tanıştım. Zihnimin en karmaşık yerinin olduğu yerde, çeperlerimin genişlemediği ve zihnimin duvarları arasında sıkıştığım bir yerde uçurumun kenarındaki son tutunacak yer gibi bir şeydi. Evvela ölümün ciğerlerinden nefes alan bir bilinçaltımın tabuları devrildi. Ardından kaosun içinde büyüyen küçük kızımın can damarları teker teker patladı. Bir mevsimin algoritması içinde tüm istatistiksel bilgilerin parçalandığı, düzenin dağıldığı, olağanın dışında gökyüzünden anka kuşu yağarcasına bir nefes alma örneğiydi bu. Yüksek bir irtifadan düşerken tutunabileceğin yerler arasında seçim mi yaparsın yoksa ilk bulduğun şeye mi tutunursun? Şahsen zihnim buna cevap veremez. Elleri kanlı bir katilin kapanından kurtulan kişi ilk olarak bulduğuna mı sarılır? Zihnimin yaşı 99'u geçiyor. Bu soluk ile tanışmamın betimlemesini yapmak için bir çok ressam ile görüşmeliyim. Zira akciğerlerimin içinde dolaşan renklerin isimlerini bilmiyorum. Siyahın yanına koyulan her renk değerli midir? Yoksa siyah her rengi yaratabilecek yegane güç müdür? Sorguların içinden uzay boşluğuna düştüğüm günü hatırlar gibiyim. Bu soluk adeta herhangi bir kimya ve fizik denklemi ile açıklanamayacak şekilde büyük bir gücün içinde korunuyordu. Çevresinde oluşan yağmurları ve sonbaharın serinliğini anlatabilecek kadar yüksek bir kelime haznesine sahip olmak isterdim. Tarifi mümkün olmayan duygular ansiklopedisi bulunabilir bir şey midir? Şayet öyleyse tüm sahafların kilimi olmak adına bir çabam olacak. Ben en çok zihni kırıklarla dolu olan biri olarak bilinebilirim. Bu benim en derin zindanlarda uyuduğum kaçıncı gece hatırlamıyorum lakin soluk alabiliyorum. Akan bir nehirde iki kez yıkanamayacağınız gibi aynı nefesi ikinci kez soluyamazsınız ama soluk devamlılığı esas olan bir eylemdir. Esasen kendime verdiğim değerin azlığıyla bu soluk ile tanışmamdaki değerin zıtlıklar esasıyla korunduğunun farkındayım. Sessizliği ile ünlü olan her yerin müdavimi olmak adına başladığım bir çabam var iken bu sesli alıp verilen soluğun kaosunun içinde nasıl rahatça yürüyebildiğime dair fikirlerim kısıtlı. Zıtlıklar ilkesinin en büyük savunucusu olmayı düşünüyorum. Her şey zıttıyla bakidir. En büyük sessizliği ve huzuru yaratan şey kaos ve gürültüdür. Bu sözlerin ardından soluğun duvarlarımın arasından her çıkışında nefesimin daralmasını bu zıtlıklar ilkesine bağlayacağım. Oluşturduğum denklemin en güzel yerinde duran o soluğun, bir gün beni sonbaharın en güzel noktasına, serin ve yağmurlu ağaçlık bölgeye ulaştırmasını dileyeceğim bulduğum en büyük yıldızdan. Gözlerinin arasında gördüğüm ürkekliği uzun zamandır kayıp şehre dönmüş insanlık hakkındaki düşüncelerim ve değer yargılarım arasında bulduğuma çok sevindim. İnsan olduğumuzu ve duygularımızın değerini, değiştirdiklerini, sonbahara ulaşmak için yazı aşabilmenin gerekliliği gösteren ve tekrar hatırlatan o soluğa bağlılık yeminimi tüm gördüğüm ve bilinen gezegenler önünde ediyorum. Sonbahar arayışında henüz çantamı yeni taktım. Mümkünse her nefeste aynı soluğun gözlerini bilmek isterim.

Can.

13 Mart 2018 Salı

Gök Gürültüsü

Gök Gürültüsü

Derin dalgaların içindesin,
pusulan yok,
yıldızlar bulutun arkasında,
deniz feneri kayıp.
Şimdi hangi yön doğru?

Ağır fırtına bunun adı,
Alabora olmaya yakın kırık kanatlı martı.
Geminin tüm yelkenleri parçalanmış.
Çaresizliğimin adıdır sevgimin tarifi.

Her akan gözyaşı benim nezlimde fırtına.
Her fırtına umut öldürür.
Balıkçı olmanın en zor yanıdır,
gece terketmek denizi.

Sevgimin en naif yerine çapa atar,
Kamarasının ışıkları her daim kapalıdır,
Ne zaman fırtına açarsa gökyüzü,
O zaman bir sarmaktır en büyük işi.

Ben en çok fırtınayı severim,
Ardına dolunay patlayan,
Gemimin paramparça olduğu,
İçimin parçalandığı fırtınayı.

CAN.



5 Mart 2018 Pazartesi

Soyutluk Tasviri

Soyutluk Tasviri

Gökyüzünün en karanlık yerlerinde yürüyorum,
Gecenin saçları dolunay etkisinde.

Tasfiye edemeyeceğim kadar kirli suratım,
Evvela bir sabahın bitişini seyr eylemekte.
Kumdan yapılı tüm duygularımın kalbi kırık,
Ruhum ne tarafa düşecek bilmemekte.

Ey evveli ölümün kucağından yıpratılmış kalbim,
Sesini uzat kulağımın ortasına,
Bitsin savaş,
Tek tek kül olup yağsın üstüme gizemli diyarların süvarileri.

Ben en çok paramparça olmalarımla bilinirim,
Derbederdir kurduğum her cümle,
Dilimin her hareketi habercisidir kayacak yıldızların.
Bu benim tasviri imkansız sevgimin hakkıdır.

Uykumun hırsızları duyun sesimi,
Şehrin çöplüklerinde nal aramakta,
En görünen uzağa koşturmak için nefesim.
Belli belirsiz hevesim.

Tebessüm eden suratımın kalemi kırılmış,
Mahkum edilmiş sararmaya mimiklerim.
Bir doğmalı ay günahsız anneden.
Ölmeden bütün bebeklerim.

Can.

27 Şubat 2018 Salı

Kara Veda

Kara Veda

Ben ölümcül bir düzeyde yaşıyorum duygularımı, her tavrın, her davranışın içimde çok büyük anlamları oluyor. Normal düzeylerin dışında her şeyi bir tık daha fazla, bir tık daha ölüm. Yapılan ufak kötü davranışlar beni ağır sorgu alemine sürüklüyor. Kafamın içinde en ağır yırtılmaları seyrediyorum. Ben bir çölün en hakiki bağımlısıyım. Göğüs kafesim gerçekleşmemiş hayallerin sarapnelleriyle dolu. Kalemim en kırık haliyle anlamsız çizgiler çiziyor. Her daim ufak sayılabilecek şeyler istedim. Huzur, sevgi, biraz da merhamet. Merhametine koştuğum kim varsa en derin yerinden kesti atımın ayaklarını. Her zaman iyi olmaya çalışmanın yaraları bunlar. Naiflik ile görülen saygı arasında derin bir bağ var. Ne kadar içten bir bağ kurarsan elinde en acımasız makaslarla bekliyorlar.

    Ben öyle bir okyanusun ucundan düşer gibi seviyorum. Direnmeye gücüm, kafamın içinde inanca dair şeyler ölüyor. Ah benim dolunay gecesinden güzel saçlı kaosum. Ben bir kara bulutun etrafında temiz hava arayışından beynimden akan irinimden yakala beni. Kuş kanatlarına selam ver. Yüzünü aya dön. Kaç kırık taşıyabilir bir ömür, ben en kırılan devinimlerin içinden sert tahtalı topraklara düştüm.

Can.

19 Ocak 2018 Cuma

Gün Batımı

Gün Batımı

Derin anlam kargaşasında nefes soluyorum,
Dolunayın altında zihnim eriyor.
Parçalı bir bulutlu havanın ardında ağır, oldukça ağır hapsoldum.
Bu benim ardından gece gelen gün batımım.

Karanlık bir gecenin ardından bulutlu havada tozlu arabaların ağrısı var içimde,
Kaotik duran ruhumun ölüm çığlıkları kulağımda.

Evvela bir sokak lambasını yüklüyorum dolunaya,
Yetmiyor kışın ortasına kardan aylar çiziyorum.
Gizemli bir köşe başında vuruluyor altı yaşında bir kız çocuğu.
Başımın ağrısından sisi göremiyorum.

Çorak yapraklı bir ağaç altında yağmuru bekliyorum,
Gözlerimin en ağır şikayeti bu ölümcül buhulanmadır.

Elleriyle ruhumu üfleyen bir serçeyi kanatsız gördüm.
Kaos ışığında son nefesini verirken duygularım,
Anlamsız bir sabahın gelmemesi için budadım tüm evrenimi.
Boş ve geniş bir yatakta omurgalarım dağılıyordu.

Ben son kez bir ölüme şahit oldum,
Ormanımı sudan koparan yeis bir zihin karışıklığında.

Son kez nefes almaya çalışırken kömürler damladı burnumdan.
Can veren eller ile huzurumun boğazı sıkıldı.
Kirpiklerimin arasındaki mil ağarmakta.
Sabaha kalmadı tek bir zaman.

Can.

5 Ocak 2018 Cuma

Kül Yağmuru

Kül Yağmuru

Bir gökyüzü akşamında yürüyorum,
Heybemde ağır ölüm, ağır yankı.

Dolunayın altında ağır azap yollarından şarkı dokuyorum.
Saçlarının arasında cenazemin 40. günü.

Ağır şartlar altında çalışan işçiyim,
Sabah olmak bilmez, gece savrulmadan durmaz.

Bir gizin ortasında öylece acınıyorum,
Sabah kahvaltısının ağır hasretinde.

Bu yollar en sevdiğim ölümün yalpalayışı,
Her umut vericinin elinde idam sehpası.

Ruhsuz varlıklar hakaret etmezler derdi eski bir şair, unutulmuş.
Onların elinde ağır huzurlu bakışlar vardır.

Eh bu kahroluşu da hatıratıma ekledim.
Heybemin ucu bucağı yok.

Ne geleceği var sert bir güneşle sabahın,
Ne de ruhsuzların merhamet etmeye niyeti.

Ne unutmaya niyetim var bu ağır saldırıyı,
Ne de ilan etmeye anlamsız ateşkesi.

CAN.