30 Aralık 2014 Salı

Gökten yağan iyilik ve karışık

Gökten yağan iyilik ve karışık

Bağı çözülüyor dizlerimin, bir kaç kamçıyı sırtımda hissediyorum. Toplumsal bir hareket başlıyor damarlarımın arasından. Gökten yağıyor beyaz korkular ve bunca yüreksiz insan donuyor penceremin önünde. Kuşlar kaçacak yerler aramaktan çekiniyorlar. Özlemin devriliyor tipi şeklinde, bu hakaret sayılabilir tanrıya. Durmuyor kaçamak banliyö trenleri, ekspres hatlar devinimlerine devam ediyorlar karlı yolların zirvesinde ve bir trenin içindeyim sevgilim, ne valizim var ne taşıyabileceğim güzelliklerim, bir taşım var nereye gitsem benimledir, sana söyleyecek sözlerim zaten düşmez başımın üstünden. Açık unutulan pencereden sızar alevi soğuk ayazların ölmeye meyilli sobalı evlerde, tutunmaktan ve sıkılaşmaktan korkmaktayım. Kaleminin ucuna batırılan zehir belkide canımı yakan, ya da fikirlerimin üstüne serpilen saçlarında olabilir. Ben güzel bir kayıkla göç edeceğim nereye bilinmez, arkasına düşülmez bir göç yoludur kalbimin devinimi. Tutar ellerinden küçük bir kız çocuğunun, ne bir serzeniş ne bir sorgu. Anneler bile kabul eder bu göçü ve düşerim çöllerin tepesinden, kızım sen yaşayadur. Saçlarının mirasçısı yok.

Can

28 Aralık 2014 Pazar

Çay bardağı dibinde ölen nefes

Çay bardağı dibinde ölen nefes

Kuşlar uçmaya devam ediyor ve gökyüzü de seyrelmeye. Bulutların arasında zikreden güneşler sağanaklara takıldılar, sis erbabı üç beş kişi çayları yudumluyor. Şehrin damarlarını tutmakta ellerim ve parçalanmaktan biçare derilerim. Nefesim dibinde çay bardağının, nefesim yüz tuttu özlemlerin içlerine. Zaman kavramı git gide tükeniyor aralıklarda. Kömür kokusu yakıyor ciğerlerimi bir tutam yıpranılmışlığın ötesinde. Serzenişim çırpınıyor kitap sayfalarında ve kaleminin ekseriyetinde. Saçlarından kaleler dikiyorum bilincimin en altlarına ve bu büyük bir inşaatın temeline atılacak en sağlam malzemedir. Serçeler ve kırlangıçlar aşındırıyor pencere önlerimi, rüzgarlar tıklatıyor kapılarıma düşüşlerimdeki umutları. Devriliyor bir sandal fırtınada, balıkların nefesi kesiliyor pazar günleri bu devrintiden. Adımlarımdaki yorgunluk dedikodu konusu oluyor, rüyalarım en büyük dalgaları gönderiyor devasa denizlere. Sahilimde ufak yaşlarda çocuklarım var ve bu çırpınmak ne zaman bitecektir canım, sırtımdaki yüklerin devrilmesidir an meselesi ve gel, gökkuşağı ihtiyacında en karamsar kediler, en karamsar adamlar.


Can.

26 Aralık 2014 Cuma

Veda harama meyletmeli ayazda

Veda harama meyletmeli ayazda

Ve şehir ölür, kuş uçar ve nefes susar. Vedalar ayazlarda kamçılarıyla saldırı düzenler. Benim şehrim dört saat içinde siyah ve beyaza lanetlenir ve bu dört saat erirken tekrar gömülür karanlığa. Saçlarının kokusu odamın evrenini sapıttırır. Tavşanın mavi kanı çaylar devrilir telvelerin diplerine. Ömrüm uçurumların kenarından sürüklenir el sallarken kokuna ve yıldızlara. Çoban yıldızı kış vakitleri örselenmekten kaçınmaz. Ruhum damarlarıma meyleder sessizlikte. Nefes almak şifrelenir ve ayaz ciğerlerimi işlevsizleştirir. Şehrim karanlıktır her daim, ama intikal edersen, topraklarına kırmızı karlar yağar ve çocuklar kayarlar yamaçlarından yalnızlığımın. Gittiğinde kız çocukları büyür, kanatlı canlılar nefislerini kusarlar semalara. Sanırım yürüdüğümüz yolların kaldırım taşları yerlerden sökülür. Vedanın arkasında gizli kömür kokusuna bir laf bulamadım ve dilimin düğümü gemicilerin ellerinde. Bu kavmini meşru kılmak zorunda kalacak ve sen kahkahalar ile güneşlere değebilirsin. Aynı günde hem cehennem hem de cennet olur bir şehir, nur yağarken bulutlarından, bir anda lava döner sağanaklar, bir tipi başlar ve göç yollarını şaşırır güvercinler kargalar ile beraber. Muhtemelen tekrar mezarıma döneceğim ve kızımla su karışmış çaylar içeceğim. Rabbim aklımı yerinde tut, zira böyle bir saç cennetten kayıp düşmüş olmalı ya da bilemiyorum nuru fazla kaçmış bir çoban yıldızıdır sevdiğim kadın.

İçimin derinlerinde, elveda acısı, sessiz kalan şehirin kokusu, ertesi yağmurlu karlı ve buzlu tipimsi berbatlık.


Can




25 Aralık 2014 Perşembe

Bir sabır gösterisi

Bir sabır gösterisi

Devrin karmaşıklığı arasına karışmış milyonlarca savunma sistemi, üzerimizde asit yağmurları. Göğün şiddetine el uzatmaya çalışan üç beş yaşlı çocuk. Yavaşlayarak devinen sabır rüzgarı. Gözlerinin arkasındaki vahalarda nefes almak çok zordur ve saçlarının propagandası eşdeğerdir sıfırdan başlatılan bir hayata. Ellerinin arasında kaynar tüm dertlerin sorunu ve sözlerin sabrı denetler genellikle. Bahar erken gelir bu asitlerle, serzenişine kavmin hareketli tavırlar sergilerler. Rabbim, dualarım gecenin bir yarısı yıldızlaşır. Bir altın sözcüğüm var ve ellerimde kayıp giden yeni nesil yalan topluluğu. Sanırım gelen ses toprak altı vurgunu ve çocuklar 16 yaşında hapsi sevmemeliler ya da babalarının gözyaşı seslenmemeli. Sevgilim bir güz akşamı ayazda kalıyorum, sokakların çemberlerinde ellerim kelepçeli ayrıca dumansı bir sessizlik göğsüme sığmaya çalışıyor. Yarın yeni bir koku ile selamlasın şehrim beni. Kar yağsın ya da yeni bir sinema filmi çekilsin ya da sen gel gökyüzünün kırmızısı toprağa dökülsün. Seni severken her yer çöle dönerse sabrımın arkasına onlarca yaşlı çocuğu sevebilirim, kızımı da büyütebilirim bu da sanırım böyle kalacak.

Can.

23 Aralık 2014 Salı

Hakiki Bir Silahlı Saldırı ve Cinayet

Hakiki Bir Silahlı Saldırı ve Cinayet

Hakiki bir silahlı saldırı başladı gönlümün damarlarına. Özlüyorum verilen papatyaları ve içilen hakiki telveleri. Pusulayı kaybettim ve yönüm bozuk. Deniz derinliği içersinde sarhoşluk çoğalıyor güzelcim. Biliyorum almak istemez orda insan nefes. Ben sürekli arıyorum seni sözcüklerin giderlerinde. Bir şiir kapasitesinde toplumdan kaçan sözcüklerin altında arıyorum seni. Düzenli olarak seviyorum ve durmadan. Yeniden gelsem zira bu yaşama elbette tekrar seni sevecektim. Fakat sen sakın gitme çünkü olmazsan rengarenk yanarım sevgilim. Ağustostan değil vesselam sana olan sevgimden akıtırım tüm renkleri ateşlerimden.

40 yıllık hatır kahvesi

Can

Kısa bir sevdadır durmak

Kısa bir sevdadır durmak

Nefret, huzur, özgürlük.
Anlamsızlık, sorunlar, özgürlük

Tüm diyeceklerim burada sınırlı aşkımıza Kalibre 14’lü iyi günler.

Can.

Zemin katta ölüm var

Zemin katta ölüm var

Kalpten kalkan bir anka kuşu
Yurdumun aç çocukları ve
sana yazdığım koca bir özlem.

Elbette Allah birdir.

Can.

Yorgun, argın, dargın ve sevda

Yorgun, argın, dargın ve sevda


Kıyasıya mücadele ediyoruz ulaşmak için göğün tavanına. Şeyhime sesleniyorum bugün beni duysun ve aldırsın bu cumhuriyet yıkıntısından. Sevdaya bir iki kurşun verelim. Kanım uzansın saçlarının arasındaki yıldızlara. Rengarenk uçsun kanatları morlaşan bir kartal havası. Ben tutunayım kirpiklerine. Rabbim ulaştır beni sahillere kan içmekçün. Sevgilim kaybediyorum, uçanı da kaçanı da vahşileşen sokak ağızlarını da kaybediyorum. Kaldırın beni burdan çünkü galibiyet uzaklaşıyor. Yensin beni Yemen. İnfilak kaçınılmaz kelebeğin adımladığı yerlerde. Almaktansa nefes uçmakta sessiz kuşlar kanatları olmadan. Ben beklemedeyim bir gün kanın damarlarımdan çekilmesini. Sevmekteyim seni zincirlenmek gibi bir imparatorluk duvarına sevda yüklü çiçeklerin polenleri gibi. Ben oldum ya düşmek sevdalı için.

Artırıcı sancılar

Can.

Yanan Mum Ateşi, Kıvrık Defter Sayfası

Yanan Mum Ateşi, Kıvrık Defter Sayfası

Evet sevgilim İSYAN. Ne kadar duraksandı yaşama dair izler. Nefes alışta bir acı çekiyor iç tarafım. Bugün hastalık damarlarımda bir canlanma var. Neden olmasın diye sesleniyor beynim. Bugün bir içsel konuşacağım zira kalbim susmaktan aciz. Toplumlarım demokrasiye tamamiyle karşı çıkıyorlar. Senin otoriten tüm topluma gölge oluyor. Susmak bilmiyor genç aşıklar. Kelimeleri yıkıyor yüksek gökdelenleri. Tekerleklere meydan okuyor binlerce sözcük aşkının içinde. Canlanıyor tüm bahçelerimin çiçekleri zikreden sevdana. Susası vardır elbette ama özleyesi de var. Durmayacak güzel saçlarına kurban olduğum bu sevda. Belki bekleyiş bir gün son bulur, o da gelirsen. Salat-u Selam ile.


Durdukça Yükselen Özlem İllüzyonu

Can.

Zaptiyeler Ara Ruhumu

Zaptiyeler Ara Ruhumu

Erteleniyor yüreğimin konferansları, durmadan yürüyor ruhum Akmeşe ağaçlarının duvarlarında, Lizbon’a uçuyor bir kavmin devesinin hörgüçlerinde. Bir soğuk esintiyle yürüyor Moskova sokaklarında çılgın saldırılarla. Nefes almaya üşeniyor içim kaçarken zaptiyelerden, zabıtalardan. Bir suçu var elbette âşık olmaktan yanan yüreğimin. Gözlerine bakmaktır, saçlarının koklamaktır suçum seddin üzerinde yürürken. Yıldızlar tomurcuklarını sapıttırdı dünyaya uçarak. Sinematografik yıldırım ateşliyorum dünya denen toplumsal sorunsala. Sahte kahkahalar işitiyor hançerlenen yaralarım, kanatlara ihtiyacı var laboratuvarlardan kaçan ruhumun. Sana ihtiyacı var tüm cumhuriyetimin kapılarının. Bırakamadım sigarayı çünkü bu çok sapkınca bir durum.



Durumundan memnun olmayan guguk kuşu

Can.

Ben de özledim

Ben de özledim


Yakamoz seyirlerinde görüyorum sırıtan dudaklarını. Adın zikrediliyor toplum kavgalarında. Ben duyuyorum serzenişini dünyanın sırtına. Acımasız davranıyor zaman bize. Akıyor ve öylece durmaksızın. Ekim zamanına geldik. Hüzün eylülden daha çok, görmek isteği durdurmuyorum tankların paletlerini. İşgal halindeyim nefes almak için izin alıyorum sözlerinden, gözlerinden ve diyorum ki bugün Ahmet Abi gibi ne güzel adamdır Ahmet abi he şey gitsin de sen gel bu gece veya kokunu yolla bana, nefes almaktan bir an olsun sıkılmasın sokak lambası. Ben yelkenlerini attım tüm gemilerimin denizin ortasında kuzeyi güneyi olmayan bir pusulada aşk ıslıklamalardadır tüm personeller. Acımasızca vuruyor kalbime saçlarının salınışı rüzgarlı bir ekim gününde ekim bizim ayımızdır sevgilim saçlarına tutulduğum ilk aydır Ekim. Durup durup yaşarım ben bu Ekimi.

Can.

Zaman aşka düştü

Zaman aşka düştü


Sevgilim yalnızlaştım haberin olsun. Bulutların arasında sırıtan bir tohum görüyorum son zamanlarda. Rüyalarımda anlamı olmayan birkaç parça acının izini sürüyorum. Seni özlüyorum ki dünya meşrulaşsın, nefes alsın genç adamlar varoş sokaklarda. Susmasın Ahmetler, Müslümler. Doyamayayım seni sevmeye. Elbette saçların tüm yıldızlara asılı duruyor. Kaçamak seslerin arasına sıkıştı parçalanmış ve vuruk kalpler. Kelimelerde çırpınır oldu kalp atışları. Kozmik odaların esiri kokun ve kaçmaktayım sevgilim. Acıyor yarayan kanalar. Bugünlerde karıştır oldum cümleleri birbirine nedense çok pis düşünce ve elveda. Bitmez sevmek seni çok.

Can.

Anahtarı olmayan kilitler.

Anahtarı olmayan kilitler.



Sevgilim yaz bitti. Hüznün ayı diyorlar Eylül için, ama ben hep hüzünlüyüm. Gidiyorum sevgilim kilometrelere büyük büyük sevdalar bırakarak gidiyorum. Seni başka bir şehirde seveceğim artık. Nefes almayı unutmaktan korkar oldum. Kokun bile gelmiyor burnuma. Sesini unutmaktan korkuyorum. Dumanları anlaşılmaz bir anayasa takvimi. Sessel ve duyusal tarihçeler akıllara seni getiriyor. Sus diyor duvarlar ve parke taşları. Evet parke taşları bizim aşkımıza benzerler. Alakasız ama bir o kadar düzenli bir sıra. Alma nefes nedir ki zaten dünyanın pis kokusu. Ne zaman biter bu özlem bu sıkıntılar. Mutlu musun? Teşekkürler.

Can.

Geç kalan hüzün

Geç kalan hüzün


Bu gece rüyalarıma müdahil oldun. Sabah seninle uyandım. Orta doğu gibiyim, kan durmuyor içimde. Nefes alamıyorum. Gündüzleri ortada yokum. Seni seviyorum ve bağırıyorum özgürlük haktır. Biz biraz nefes almak için sustuk. Mesela kuş uçuyordu biz buna özgürlük diyorduk. Mesela uyuyamıyorduk, buna da aşk diyorduk. Mesela ölümü düşünüyorduk, gülüyorduk. Sevgilim seni seviyorum haberin ola. 

Can.

Garipsenmek ve Ehlileşmek

Garipsenmek ve Ehlileşmek

Kavim acıları sürekli bir fırtına. Üzerimden dökülen harfler ve anlamsız cümleler. Her nefesimde doğaya salınan karbon monoksit. Böyle mi şimdi aşk? Saçlarında barınan huzur harfleri ve gözlerindeki sanrı. Çöldeyim ve bahtım pek açık değil. Şans egosu içinde kısrak saçlarıyla, ağzında sigarasıyla hayvanımsı düşünceler ve sevdaya dair surlar. Ben bir at yetiştireceğim ve aşık olacak. Nedense nefesimde bir sessizlik var geceye meydan okuyan. Ve ellerin var teoriden, pratikten oluşan. Sevdaya dâhilsin ve ben sevdayım. Kafam beynim ve kalbim arasında dokuduğun pamuk ipliği mekikleri. Sigara da bana dahil.

Soneler durmadan söylerdi inanmazdık.
Can.

Hüzün acımasızca ateşlenir ve korları sokaklarda.

Hüzün acımasızca ateşlenir ve korları sokaklarda


Neşter ve aşk arasında nasıl bir bağ varsa aşk o kadar güçlüdür. Sabah ezanı sesinde kaybolmuş üç beş parçalı yap-boz. Aşk huzursuz bir şekilde acı çeker. Ve ben bugün sokaklarda yürüdüm. Evet sevgilim sussun diye Ahmet Kaya sokaklarda yürüdüm. Ya da susmasın diye. Sevgiye bir çözüm bulamadılar. Huzur ve acı kapışmasında seken bir tekerlek kadar özgürüm. Aynen özgür bir tekerlek. Çoban yıldızı özlemi. Saçlar ve acımasız bakışlar. Ne diyelim bugün de eyvallah. 

Can.

Prangalar ateşlenirler

Prangalar ateşlenirler

Eylül ortası yanan bir pranga. Acımasız kurmaylar ve devlet belası. Devlet bekası oldukça acımasızdır ve sevgi eylemsizliği acıdır. Huzur kayıpsızlık açısında kaldığında ben sevda için bir savaş açacağım. Bugün soğuk, yeni şehir elbette soğuk. Hava durumuna kızma sakın. Bu şehirde insan yok sevgilim. Mesela uçuyor elbette kuşlar ama kanatları yok. Sevdası var ama huzuru yok. Dil belası oldukça belalı. Aşk oldukça şeyhi bir duygu ve ben uçamam.


Dönülmeyen kararlar vurgunu
Can.

Işıkları söndürdüm. Başlayabiliriz.

Işıkları söndürdüm. Başlayabiliriz.

Nefes almakta zorlanıyorum, ulaşmaya çalıştığım rüyalarım var. Gerçekle hayal arasındaki o ince çizgide dolanıp duruyorum. Çok kısık sesle bağıran birkaç ruha sahibim. Radikal kararlar alıyorum son günlerde, bir parka çocuk götürmek gibi veya düşmek gibi en güzel elbiselerinle. Düşmek demişken susmaya başladım bu dönemlerde, konuşmanın ağırlığını kaldırmak istemiyorum. Yutulmuş harfler fikirlerime baskı yapıyorlar. Bir güvercin edindim ve ona konuşmayı öğrettim susarak. Başım ağırlaşıyor, hesap vermemek için elinden geleni yaptı. Bir gece kokusu duyuyorum ve bu yokluğu işaret eden bir nokta. Karanlık bir koku duyuyorum, o kadar koyu ve bir o kadar özgür. Beni anlıyor vesselam. İçime benzer yanları var gecenin genel bir karanlık ve susmak bir bilmeyen bir koku. Ağır.. Ayaklarıma dolanıyor aşkın bağları koparılmış gibi palalarla. Sen yaşıyorsun burada gezinen bir beden var evimde. 


Can.

Güz dönemi sanrıları

Güz dönemi sanrıları

Burada bir terslik var, özlemler giderilmek içindir burnuna gelince koku. Seviyorum seni ve acılarımızı. Çaresiz kalmaktır özlemekten başka çare kalmamak. Biçare yaşanır sevdanın öpücüğe sığması. Kollarında bile vardı sevgilim neden için sevmek seni. Tırmanıyorum kronolojik sırayla tüm dağların sırtını. Saçlarının arayışını böylesi derin vurguna çevirmek tarzımızın dışındaydı. Denizlere açtık bu eylül günlerinde yağmur altında. Senin aldığın nefes yerlerini aramaktan başka dolandığımız karasular bu yeni şehire gelmeyebilir. Ama ben seni her yerde severim sevgilim bu dünyanın yırtık kazanında bile. Durmadan özlemek yelkenlileri deviriyor denizin orta yerinde durmadan dururum burda böyle yasemine çeviririm seni özlerim.


Durmaksızın durmaz özlemlere merhaba
Can.

Vaka-i Özlem

Vaka-i Özlem

Garipsenmeler toplumu, aşkının çok didaktik bir halini yaşıyorum. Gece uyumadığımda duyduğum yarasa sesleri kadar iç acıcı bir aşk. Taşlar ve duvarlar, sendeleyen bir iki sandalye. Acından beslediğim yaralar ve üzerindeki sıyrılmış çocuksu kabuklar. Nefeslenmek eylemi iyice ehlileşmiş bir toplum için suskun bir çaba. Aklımın ücra köşelerinde bile adının geçtiği salaş memleketler. Susmayan bir Ahmet Kaya ve arkasından gelen Müslüm Gürses. Bizim suçumuz hücrelik. Ve melankolik. Sevginin orta çağında hapsolmuş bir mağara saldırısı ve parke taşları realizmi. Hücum etmekte olan çığlıklar. Fikirlerimi ve duygularımı elinde tutan kadın. Uçurumun kenarında oturduğum aşkın en ilkel hali. Evet sevgilim tüm satırlarımda seni yazıyorum. Tüm inanmamışlığına nazire yaparcasına çekiyorum tütünümün dumanını içime. Bak saz oluyor Ahmet Kaya, söz oluyor Ahmet Kaya, susmuyor Ahmet Kaya be gözüm olsun. Sevdaya dahildi ya bu acılar da.

Ay kaçmaktan aydınlatmaz
Durası veya gidesi acı
Can.

Ekimin en güzel günü ömrümün 24’ü

Ekimin en güzel günü ömrümün 24’ü

Merhaba sevgilim, umut dağlarından sesleniyorum sana. Bir uçurum var bu dağlarda ve kış soğuğu günden güne artmakta. Pantolonum ve ceplerim hep yırtık. Birkaç bozukluğu gezdiriyorum ellerimin arasında. Bu dağlarda kokun var, bilirsin ne severdim kokunu ve saçlarını hatta derdim ki hani bir gün bir felaket gelirse şehrimize, toplumumuza kurtuluş elbet saçlarından ve kokundan oluşacaktır. Neyse ki gökyüzünde birkaç bulut var bugün ve serçeler bulabiliyorlar yollarını. Serçeler önemlidir, onlar taşırlar tüm gökyüzünün hüznünü yağmurlara. Benim sokaklarım çok karardı sevdiğim kadın. Hani kaldırım taşlarım adını söylemekten sıkılmazlar vesselam. Günler zincirlendikçe birbirine bir özlem daha asıyorum bu umut dağının uçurumuna. Uçurumlar ölümcüldür ve kargalar tehlikelidir buralarda. Yıldızlar çıktığında ortaya geceler gözlerim hep seni arar sevgilim çünkü başka bir kaçışım yoktur benim ya da hiç bilmem yıldızlar başka nerede doğarlar. Bilirim ki yıldız sendedir saçlarındadır aydınlatır geceyi dahi. Eh Shakespeare de selamımız olsun aydınlattığı geceler için ve Onur’a da.

Zikrettiğimiz bir şey vardır ki son kuş düşene kadar göklerden beklemekse beklemek, sevmekse sevmektir canım. Yirmi dörtler uğurdur canım ve her yirmi dört gülümsemende durur ve zamanda.


Can.

Marlboro ve sevda döküntüsü

Marlboro ve sevda döküntüsü

İyiden hallice ve garipsenmekten yürüyemeyen tek uzuvlu nefesler. Susuz çölde adımlamakta şehrin büyük adımları. Kalbim iki oda bir salon sessizliğinde ve yıllarca uçmuşluk hasreti. Acıyan adamların sorunsalları teoremsel aşklar. Sevgilim ve yazıyorum şimdi aynı zamanda ölmeye mehillenmek. Kelimeler dar sokakları severler. Kim bilir belki bugün düştü cumhuriyet. Saçlarını gören kuşlara gökyüzünü sevdiremedim. Evet canım kuşlar ölüyor.

Can.

Yalnız oda serzenişi ve kapı kolu.

Yalnız oda serzenişi ve kapı kolu

Gökten düşmeye başladı çocuksal saldırılar. Acı içinde kıvranıyor odamda lamba. Yastığın dünya sorunsalına ters ters bakıyor. Elbette seni özleme sığmayan yürek damarı. Acıyan kalp atışına bir kuzu melemesi oturtamadım. Bu oda kokunla ters tepkilere meydan okuyor ve acıyor. Bencilliği doyuramıyor varoşlar. Yalnız pencereleri aşındırıyor serçeler ve özgür kanatlı kuşlar su içiyor deniz kıyısından. Saçlarının arasından bir yıldız yükseliyor çobanların nefeslerine. Kırışmış sevdaların raflarında umut serzenişi çok fazla nüksediyor. Mısır tarlalarında düşüyor lastikten tokalar, terk ediliyor müzikal enstrümanlar, susmuyor Ferdi Tayfur. E tabi ben de özledim.

Can.

Yırtık kalp ağrısı ve ha

Yırtık kalp ağrısı ve ha

Gün geceye yeltenme peşinde. Umutlar arkası acımasız yılkı atı. Damarlarımda dolaşıyor bir bağımsız zehir ve elbette özlem doğurur. Aldıkça nefes nutku tutulur sevdanın eh susmuyor kalbe iki ateş. İki kurşun acımasızlığı nüksettiriyor sensizliği buram buram vursalarda öle.Bulutlar oldukça bencil. Kaldırım taşlarının sırtı ağrıyor taşırken zorlukları. Evet evet birtanem gün boyu seni sayıklamakta çenem. Gecenin ortasına düştü orantısız sevgi yumağı. Durmaksızın acıya seslenir içim kaybolan aydınlıkta ve bu da böyle bir şeydir. Güzelim bilirsin ki sınanmaması gerekenler vardır.

Can.

Bağımsız acıma toplumu

Bağımsız acıma toplumu

Yırtınıyor bulutların arasında kamçısıyla güneş. Durmadan ahlıyor kalabalık ve devrik çadırlarında yaşayanlar. Kalbimizin atmaya her yeltendiğinde bir sevda türküsü çırpınıyor derinlerde. Nefesini tutma suyun altında, bu haksızlık olur balık kavmine. Damarlarımda sızlıyor sensizliğin acıları. Uçmaya yelteniyor bir kaç parça acımasız temmuz çiçeği. Mehilleniyor ehlileşmeye aşk kaldırımları. Şehir senelerce aç kalmış ve mahrum saçlarından. Aşkın bir kokusu var bu sana selam dursun. Özlüyor ve lanet okuyorum elinde kitabıyla karşımda duran özlem kumpanyasına. Evet canım gözden ıraklık gönlümün ortasına oturup kaldı, adı sensin bırak bende kalsın.

Can.

Yakamoz pususu

Yakamoz pususu

Herhangi bir parça devriliyor yıldızlarımızın üstüne bugünde. Yoksun şehrimin semalarında. Tomurcuklanır ziftler durgun suların üstünde. Yüreğim damlar kapı kirişlerinden. Paranoya sistemi işliyor küçük kasabalardı öğlen vakitleri. Düğünlerde ağlıyor kamberler bir köşede. Bırak bu gece terketsin tüm pranga ve kış soğukları içimizi. Gemi dümenine tutulsun yelkenlerimiz. Uzun dalgalara çarpsın çırpınışlar. Benim umudum yazılsın beklemenin yanına. Nasıl olsa susmayacak bu sensizlik ve neyse ki özlemek bitmiyor, savaşları durduracak saçların. Bilesin çoban yıldızı seviyorum seni.

Can.

Dayanılmaz Preşova vurgunu

Dayanılmaz Preşova vurgunu

Yağmurlu toplumların üstüne düştü bombardıman. Suskunluğa gömüldü yabani otlar. Neşeli bir çığlığı vardı devlet ehlinin ve taşlanan çocukların. Benim üstümde ve sırtımda bir çok resim çizilirdi sensizliği söylenen. Salvo düşünceler kıvılcımı artırdı vesselam. Yıldızlar gülümsedi yarım kalmış yarımlara gecenin pususunda. Hakaret ediyordu çimler nefes alan insanlara. Güneşin gözü kör oldu canımıniçi. Bilmiyor hangi vecdin üstüne doğacağını. Hangi sessizliği çalacağını bilmiyor garip çıkarımcılar veya sensizlik acı geliyor bulutsu karanlığa. Sis ve sus, pusucu krallıklar nefret kustular halklarına. Bir öpücüğe can verdi aşıklar.

Can.


Acıtan toplumu susuz yaz

Acıtan toplumu susuz yaz

Saçların ihanetidir bu topluma vurgun gönüllerin. Bir yıldız kayar yazları serin suların içlerine ve susuzdur bu yazlar. Merak etme canım saçların kuraklığın ilacı olacak ve nefes aldırır onca nemli havanın kaktüslerine, serçeler gelir kokuna bahar zannedip. Ehlileşen toplumlar bile dayanamaz bu firaka. Cumhuriyet seninle biter ülkemde. Bir ay doğar gecenin göbeğine, silahlı bir saldırı olur arka sokağımda, sen derim ben. Bugünde düşürdüm ve infilak etti kalp. Özlemin ağırlığı başladı sayısal değerlere binmeye. Vesikalık vuruyor pencereme. Aristokratlar ve varoşlar aynı kabinde tartışıyorlar bunu. Aşk elbette kanar bir sonbahar sonu.


Can.

Kambur saat çıkmazı

Kambur saat çıkmazı

Yangın bir alevlenir kolay. Silahlar konuşur sözün bittiği abeslerde ve biz nefes almak için bir teras ararız gayri. Sigaradır nefesimiz çünkü zehirdir sevdamızın içindeki yarı karanlık sanrılar, dumanı buram buram tüter hasbihal halinde iken toplum. Öyle sevmektir aslında insan-ı kalp. Bir bahar günü uçmayı anlatmaktır uçurtmalara. Bulamamak vardır, öyle aramadan bulamamak. Kokular salınır üzerinde nispet-i cennet ehline selam olsun. Benim darbem acı olacak çünkü uçmak eylemi benimdir. Kan bendedir gece ayazında. Başka bir şehirde fena devinimlerdir derinliğin sahibi. Kambur saat çıkmazı tutuşturur kalbi elimize, vakittir beklemek ömrü azası ile beraber sevmek. Sahi ne güzeldi saçlarından akan kelebekler kahveye ve papatyaya doğru.

Ölümcül doz kokun

Can.

Ölüm selam durdu

Ölüm selam durdu

Dün gece şehrim çok fırtınalıydı., umut kayıyordu göklerden futursuzca damarlarımıza. Kaynıyordu kazanı sevdamızın. Beni hala öldürüyorsun sevgilim. Çünkü uçmuyor serçeleri kalbimin saat kulesine. Uzun bir çığlık var içimde, varoşlarda işte. Duyulmayan ve sosyalizme lanet okuyan bir çığlık. Nedendi bu hayatta uçamamamızın nedeni? Kahrolsun eşitlik ve değişmeyen kapitalist kurallar. Sigara dumanı gülümsüyordu sıtmalı gecelerde sırtımıza. Sığınacak kapılarıma dokunma canım bilirsin ki beklemek susturulamaz uçurum ağzında. Saçlarına şiirler okurken bu gidiliş hangi yöne olursa olsun basit bir teoremdir. Umursamaz sünuhatlar vurur hançerini kafamızdan içeri. Büyük bir vecd halinde sesleniyorum yer ile gök arası yakarışa. Eh işte toplumumuza derin vurgunlar indi bir kez daha, acıların ehli olduk soğuk bir şehir gecesinde. Olsun en nihayetinde eyvallah.

Can.

Yaşama karşı oluşmuş örnek

Yaşama karşı oluşmuş örnek

Düşüyoruz gecesinden ayazımızın. Varoş sokaklar ağlaşıyor kendi aralarında. Pirketler düzene küfür ediyorlar. Nefes almaları sıklaşıyor ruhumuzun. Sen diyorum ancak senin soğukluğun keser ayazın çığlık çığlığalarını. Saçların ışık tutacak herhangi birçok topluma. Aslında döndüğünde tüm hücrelerimi topluma bağışlayabilirim ya da Moskova'ya yerleşirim ve kızımı büyütürüm. Elbette gittin kediler bir durgun, serçeler uçmaktan aciz. Ben öksürmekteyim büyük bir savaşta ve bu sert bir şekilde kurşuna dizilmekte eşit seviyede bir acıdır. Sevmek ise savaşın tam ortasında silaha elveda dedirtir kurşun yağmurları var. Elbette canım kargalar iyi uçarlar zor anlarda. Bense seni severim devinimsel çırpınışlarımla, kim bilir belki bir gün bir taş düşer veya sen gelirsin.

Ayaz kokusu şehir.

Can.

Kurşun kalem etkisi

Kurşun kalem etkisi

Şehir soğuklaşıyor. Kuşun gagasındaki yazılar kalın. Toplumda şehir gibi soğuklaşma aşamasında ve lavlar dökülüyor ağızlarından, nefes almaması gereken kıvrık bir yılan ve komplike çarpık sözler. Nefsimiz karambole ve şarampole yuvarlanır. Hakaretler sanrısı bulur sokağımızı ve kamçılasak nefes alamayız. Durmadan yağar gökten iletişimi bozuk devrik cümleler. Kalemler sosyal bir darbedir sevgilim. Şehir toplumuna acıyarak bakar ve kozmopolit yaşantı genişler binaların arasında. Devrime yatkındır sokak köpeği, durmaksızın durabilir kırlangıçlar ve sesi kısılmış ağaçlar. Neyse ki aşk dillere ve belaltlarına hitap etmez. Ne haddimedir ayazlı konuşmak gündüzde bir. Saygılarımızla yalnızlık ve soğukluk.

Can.

Vurguna Münhasır

Vurguna münhasır

Yoğun stres, uçsuz bucaksız orman ağzı. Ömrüm eriyor buz kesmiş havalarda. Yaşam elbette bir dezavantaj ömrüme. Özlemin çare olmuyor sensizliğe ve kaldırım taşları elbet suskun. Çare nerdedir bilinmeyen bir kaçış anatomisi. Düşmekten, düşmeye halim kalmaz. Nefes eziyeti meşrutiyeti savunuyor. İçim fazlasıyla yoklukta canım seni arayışım durmamak ertesine sığınır damından buzul sarkan gecelerde. Farklı diller eziyet halinde ilerliyor. Başaramamak acısı sürüyor toplum savaşları arasında. Uzun koridorlar bağrına basıyor bizi nefes almaktan korkan basit müptezeller ışığında. İstisnai durumlarda ağır düşüştür bu meret. Dumanların çaresizliği yaşanır tüm kavim göçlerinde. Mutlu değilim ve iyi de.

Fazla ağır özlem

Can.


Dönem sonu kalkınışı

Dönem sonu kalkınışı

Dillere bir rubai gibi seyreder güneş yeni günlerde, kaldırım taşları seyrederler neşesini uçarı kuşların, yeni esmer bulutlar güneşe saygı dururlar. Kaşlar ve kirpikler siyahlaşır ve tek kurtulmak yaşar çitlerimde. Nefes almak dokunmaya başlar ciğerlerime farklı dünyanın eli uzanır arlarıma ve damarlarıma. Sende birşey vardır sevgilim çünkü altından yağar yağmurlarım fakır toplumuma ve bilir misin tebessümler tepelerden doğarlar. Gece ayazına meydan okumaya başlar senli geceler ve ben zamanın gereğini bilmem, anlık severim ve ömürlük kayalar dikerim yamaçlara. Unutmadan zor bir haber, seni özlemeye başladım.

Serçe Kanadı

Can.

Rüzgar kanatlı kuş

Rüzgar kanatlı kuş

Ayaz doğdu kanatlarına güzel ağaçların ve nefes alınası kırlar gömüldü kuşlar. Şehir 50 kalibre alevinde kaynar. Sevgilim şimdi seni özlemekteyim ayaz örtüsünde ve konuşuyorum damlayan yıldızlara. Ömür törpülenir kışbahar günlerinde ve tekildir gökyüzü ya da tekin değildir sokaklar. Evet güneş gitmez kalbimden artık, nefesi taptaze kır çiçekleri çağırır ciğerlerimin ve sensindir şehirde tüm yıldızların sonu. Gece karanlığı mesken halidir varoşların ve demokratların bense geceleri ağlarım ya da gülerim artık. Sevinç elbette saygı duyar bana ve gökyüzü kirli çizgilerdir. Aşk uçar, boğaz kıvrımda muhakkak sevdalar içindir.

Can

Demir atma gemisi son

Demir atma gemisi son

Soğuk gece ayazı, toplum hazır değil kara kışa ve özlemlere. Kavimlerimizin yaşı genç ve ömrümüze salıncak arkasında. Demirler denizleri acıtırlar ve sevdamız damarları tıkar yeraltlarında. Bulutları benzetme yarışını sever çocuklar ve bilinçaltı güzel mesafede parıldar. Kıvranmakla meşguldür yarası ağır devinimciler. Gecede sigara vardır ve klarnetler yamaçlarından kayarlar. Senin özleminde şehirler kalkınır ve emekleyen çocuklar yürürler. Anlam düşer ve anlamsızlık adı olur sokaklarımın neyse ki kokun savaşın galibidir ve soğukta üşümez özleme olan saygılar.

Can.

Sigara Külü ve var bir yalnızlık

Sigara külü ve bar bir yalnızlık

Yaralanma vurgunu ve kanatlarda sessizlik abidesi. Durmadan seken levyevi acılar, toplumsal vakada durgun bir sakal ve sigara ateşi. Kozmopolit sanrı ve ertesi kanlı gece, sesin huzura erdirir kar altı çiçekleri. Saçlarında nefes alanlar bir ölümsüzlük sahibi. Nedir bu çığlıktaki sessizlik? Nedir savaşa hazırlayan parlak kırmızıları? Serçeler ağlar kanatlarından ve düştüm. Üst ve baş denklemi kırıldı. Dağlar denize paralel. Bağcıklar birbirine düğümlendi. At vakası seyrediyor vadilerde ve bir özlem çırpınır uzak sokaklarda. Sıralı vakalara bela kusarım ve sayısal denklem çok anlamsız. Sen bir uçurumsun ve ben sürekli uçarım. Bu da bir denkleme ters düşsün ve sen gülme.

Saçaklar ve şakaklar

Can.

Ertesi yarına düşen sefer

Ertesi yarına düşen sefer

Gece seferi ve duman sürer bu çoban. Gün ve sabah ertesi topluma çığ gibi yağar. Çöller nefes alamaz bu kışlarda, nefesi arkasına düşen bir yalnızdır kalbim ve damarları gece kan geçirir. Sigara bahsedilmiş bir vakada kan ağlaması muhtemeldir yağmurun ve güvercin düştü. Siyah en sevdiği renktir körlerin ve rakamsal değerler yaşamı idare eder. Çölde Leyla ızdırapı çok zordur, seferler bitmez, vakitler geçmez ve kumlar sen olur okyanuslara akar. Perçemlerine bir soykırım başlar özgür kuşların. Sigaralar geceyi dolu dolu yaşatır ve kaldırım taşları özgür değildir. Demokrasi ağlar.

Can.

Düşünce Kanayan Birkaç Susuz Çöl

Düşünce Kanayan Birkaç Susuz Çöl
Yaklaşıyor özlem tomurcukları. Bu zamanlar fazla anakronikleşmeye devam ediyor. Dar ağacından sesleniyor özlem. Susmamışçasına acıyor vaşakların sesleri. Ben duruyorum çölün ortasında misali mecnun. Hasret sarmaya devam ediyor bedenimi. Ağustos ortası çölleşiyor tüm dünya saçlarının etrafında bilirsin ne güzel severdim saçlarını oysaki koklaya koklaya. Tamam, sevgilim seveceğim sonsuzun derin kalp atışına kadardır seni. E durduramıyorum çay yudumlarken içine çektiğin sigara dumanını. Ve sigara paketimiz sonunda kalıyor tütünler. İçimde büyüleşiyor kirpiklerindeki mazlum tat. Bilmek yetmiyor özlemi durdurmaya, kokunun olduğu yerler besliyorum harabe duvarlarımda. Sergüzeşt durumlara dönüyor sorunsal parçalanışlar, şarkılar yazıyor seni fikirlerime. Senden yanadır güzel kız yok dünyada ve beni durmadan severim saçlarının sırtına vuruşunu.
O saçlar bu dünyaya ait değil.

Can.

Durmaksızın Durmaya Meyilli Bir Sevda Türküsü

Durmaksızın Durmaya Meyilli Bir Sevda Türküsü
Garipsenmekten ve toplum dışına itilmekte mor lavlar. Bahçelerin çiçekleri arayışında bir kayıp saldırısal yonca. Nefes alırken aklıma düşüşüne benzer bir çocuğun düşüş anı. Dizinde açılan yara da seni özlememe. Biz çok meşrulaştık bu dünya da dağlar bile bekliyor buluşmamızı bulutlarının arasında. Yıldızlar her geçe saç tellerini ulaştırıyor odamın berraktan hallice penceresine. Kapımın kilit tutmuyor acısı. Şehir uzakta kalacağa benziyor. Ama seni özlemek santim kıpırdamaz sevda türkülerinde veya bir aşığın kaleminin ucundan kıpırdamaz saçlarının ateşlediği sevda. Ben bu sene bir düşerim, bir daha ki sene de düşerim. Seni sevmekten usanmam vesselam.
Nerede kaldı kokular.

Acımasız uçuyor acıyıcı bakışlar

Can.

Hapishane Kapısında Çırpınış Değeri

Hapishane Kapısında Çırpınış Değeri
Bir zamanlar ayetlere dayandırırdık konuşmalarımızı. Değersizleşti iyice toplum yaraları, aşk acıyor bu şehirdeki yaz ortası sonunda. Ne fark eder ki seni sevmek herhangi şehirlerde. Misal verelim ki zalimlerde sever bir kızı ve âşık olurlar. Maalesef sevgilim zalim adamlar sevemez toplumsal acıları. Bizim toplumumuz âşıktır derler şairler. Nedense son zamanlarda özlemine uygun bir sözcük toplayamıyorum. Ortadoğu tekrar karıştı canım büyük pezevenkler pazarlıklara girişti mazlum sevdalıların üstünde. Seni sevmek Ortadoğu’da kan ağlamaya benzerdi canım. Nefes almaktansa tozu dumanı yutmaktı sana bakmak. Ya da tüm dünyadan arınmaktı gözlerin. Saçların gökyüzünü unuttururdu. Özlemek niye susmaz mı anladın?
Dibi tuttu Noel’in

Ayetler azalıyor.

CAN.

Bakma bana öyle derin.

Bakma bana öyle derin.

Ellerin her adımda sanki bir Ankara istikameti kadar uzaklaşıyor. Hani o bacasından dumanlar tüten Ankara. Bugün saçlarına benzeyen saçlarla karşılaştım ama hiç biri seninkiler gibi soluk aldırmadı. Galiba o gece mavisi yoktu onlarda ya da sen artık tanrılaştın. Hayvanlaşan bir sevgiye dönüşüyorum bir kedi, bir köpek, bir serçe ya da ben işte. Ansiklopedik bilgilerle sınıyorum aşkımı susmak bilmeyen bir kulak,  duymaktan sıkılmayan bir dil, gönül mü? Sorma gitsin. Ve bu gecede seni özlerken geçti. Bir ciğer parçalandı sevgilim. Resmine dualar.

Kasım 20’ye doğru

Kasım 20’ye doğru

Evet sanırım bir karamsar topluluk savaşı arasına düşmüş bulunuyoruz. Saçlar kaldırım taşlarına doğru uzandı, çığlıklar arasında anne seslerini ayırmak bir sürreal resim seyrediyor. Anneler düşüyor teraslardan çaresizlik kapılarına, devinimleri oldukça serttir kapıların. Bir pencere açmak zor kış mevsimleri sert ve damarsız polinomlar terk mevzusunu bilmezler. Sevgilim soğuğun damarlarımın içinde gezindiği aylardayız. Kış mevsiminde güneş doğmaz sensizliğin ihtimaline. Ben nefes almaktan biçare düşersem bunu topluma iletsinler. Aşk kaçınılmaz sloganı ile hançerini gezdiriyor elden ele, şehirlerin mesafelerini belirlerken kilometre kullanırlar; aşıklara sormak lazım. Dağ zirvelerinde sis olur, bulutlar kulaklarımızdan içeriyi en iyi bilenlerdir. Metropollerin kanımsı kokusu nüksederse bu diyarda, ben bir bacaya sığınacağım ve kömürler icadıdır sıcaklığın. Evet serzenişim kuşlar vasıtasıyla taşınmalı tanrıya, zorluklar ertesinde sert bir taşa takılıyorum hayır durdurmak için bu yeterli olamaz. Soğuğun ömrünü belirlemek ne haddine evrimin. İlkçağlardan beri aşk yaşıyorsa annelerde yaşıyor.


Can.

Gece Vurgun Daha Bir

Gece Vurgun Daha Bir


Taşlar karalaşmaya başladı. Gök yarıldı tekrardan. Nefesime yerleşiyor hançer gibi şehrimizin soğuğu. Karaları duvarlara zincirletiyor bu sevda. Bir bot, bir palaska, bir eldiven ve varoş sokakları evsizliği. Ayaza ateşle yaklaştık. Toprak kokusunun ardından yanıyor tüm prangalar. Ellerindeki sihir dökülüyor yangına. Çayımın demi azalıyor senin arkandaki amansız koşuda. Kabulümüzdür sirkecilerin mahkeme duvarları. Dayanak noktaları çatırdıyor nefsimize değmeden ömrün damarları. Kaçışın ve labirentin ardı arkası susmuyor. Beyefendiler bekliyor yamaçları kardan görünmeyen bekleyişlerde. Ben beyefendi olmayacağım sanırım toplum tüm kusura bakmayı versin. Veya gide yazayım bilmediğim çukurların derinliklerine. Sanırım nefes almasamda darılmaz ağaçlar ürettiklerine. Bir sabahçı kahvesine uğrarım gündüzleri demine değdiğimin çayın. Saçlarını çizmek için ressam mı olmalı? Bilinçaltı deposu fazla yaralı batarken ufukta akşam güneşi. Neredeyse sabaha değeceğiz Leyla. Saçının kırıklarına müdahalede bulunulası suskunluk.

CAN.

Doğum Günü

Kasımın 15’i

Kasımın 15’i, burada havalar çok soğuk. Kömür kokusu eşliğinde söndürüyorum mumlarını. 
Devrimin kaçınılmaz havasında kaçıyorum sessizliğe ve binlerce kelime beliriyor bilinçaltımda. Sensizlik manasını tüm alışılmamışlığıyla daha derine indiriyor. O kadar soğuk ki geceler bir yorgan altı uykusu sesleniyor vurguna. Nerede o güzel saçların? Durmadan yağıyor yağmurlar beynimin en tepesine. Bir yolculuk ancak bu kadar sıkıştırırdı kalbimi. Bilmiyorum bu günü, sensizliği öğrenemiyorum ben. Sorgular ve sualler teker teker indirgeniyor inceliğe. Ölmeyecek bu sensizlik labirenti, ölmeyecek bu bilmeceler. Yüzünün gülümsemesi kadar duramayacak dimdik nefesim. Bir okul yolunda adımlarımızı hatırlayacağım bir konfetide patlayacak tüm içimin damarları. Doğduğun günlerde mutlu olmalı tüm insanlık. Sevgilim burada havalar çok soğuk. Tüm sinirlerime işledi buzullar dayanamıyor ve toplayamıyorum sigaramda ki dumanları. Dağılması öyle bitişik ve düşük. Taşların sessizliği dayanıyor kapılarıma susmuyor bu gece susması gereken hiçbir şey hani dağılsa tüm karanlık ve doğsa güneş hissedemiyorum havanın, suyun tadını. Bir zehir asılıyor boğazımdan aşağı gözlerim doluyor fotoğrafların içinde. Ne zaman geleceksin? Belki bir şelale yaratırız ya da dua ederiz tüm gece. Kaçınılmaz bir ertesi yarın eğer bir daha doğmayacaksa güneş bu gece olsun. Senin mumlarının arkasına başka güneş doğmasınlar saçlarının ötesine. Mutlu yıllar



CAN.