10 Şubat 2016 Çarşamba

Kaygıya ve kuyuya dair

Kaygıya  ve kuyuya dair

Bir nefeslenmek için duraklanan duraklardan birinde,
Ciğerlerin hırıltısı arasında aralanan düşüncenin manasında,
Elleri çok iyi tutamayan garip giyinimli adamı oynuyorum bu sahnede.
Kırık gözlük camlarının arkasında sakladığı tavır ve yas ile,
Kahvesinin son yudumunu kırıklıklarına hediye ediyor.

Köşebaşı kahvecisinden gelen ince Müzeyyen sesinde ölüm salıyor,
Saçları birbirine karışmış, kulakları detayları inceliyor.
Ne fena bir darbelenmedir bu.

Odasında mor ve beyazın hakimiyetinde bir pranga saklıyor,
Hastalığının üçüncü yılında devinimleri kadar yaşıyor.
Saplanışının koca bir üç yılına deviniyor ve pastaya üfleniyor.
Ben hiç bir filmde böylesine bir tarafsızlık görmedim.
Sağlam bir bıçak, hastalık ve pranga.

Kapıları gıcırtılı kahvecinin sönük fenerinde karanlık var,
Gözlerim ve görüşüm orantısız.
Saldırgan bir tavır hükmediyor doruklara.

Diyecekleri olabildiğince sınırlı bir not alma eğilimi,
Gözleri ve kokusuna deva bulunamayan bir faşisttir aşk.
Dağdan yuvarlanmak gibi yeni bir nefes çekmek,
Uzlaşılmaz tavırlar hakimiyeti ve sol kolun ağrısı.
Neyse ki penceremiz bozuk değil, iyi akşamlar.

Can.