29 Mayıs 2015 Cuma

Evrim Çağı

Evrim Çağı

Hapishanelerin parmakları kıtırdıyor,
Gecenin ortasında derin bir yarık,
Örgülerin kefenleri kırık.
Tepeli bir kaplumbağa seyri yarım bırakıyor,
Ellerimin dermanı kalmadı, yazık.

Kuş uçuşu bir pazar kuruluyor.
Dumanlar geride bırakmak bir evi.
Nigavendigar ağır bir türkü bağırıyor,
Kırıklar artış duvarını aşıyor.
Taranacak teller kaleyi ele verdi.

Bulutlar kapatıyor parlaklıkların önünü,
Bu var ya, bu devrim-i bir kuşun ölümü.
Bir netice dahi söylemenemez bu ıstıraba,
Kız çocuğuna ne söylersen ağlamakta.
Telli bir ses omurlarıma yüklenir.

Nerdedir şeyh, papaz, kız?
Nerde siyahi bir gece?
Nerde vuslatın kör bekçileri?
Kimin ağzı salyasında boğuluyor?
Kini devrilen küçük vatandaş kim?

Bilinmez çarşaflar düşüyor ıslak camdan,
Ellerim kelepçeli.
Kızım ölü.
Nevrimi sorma,
Şartelleri kapa.

Can.

21 Mayıs 2015 Perşembe

Tehlikeli Kırlangıç

Tehlikeli Kırlangıç

Kibritin ucundan sarkıyor,
Bal mumundan heykeller duygusuzluk esiri.
Kıyılar savaşa dalgalı saçlarla müdahale evreni,
Damarlarım ekseriyetinde bir pavyon çığlıklanıyor.
Evren düşüyor, kalenin kulpu kırık.

Bugün olabildiğince kısayım,
Cüzdanımın da ardı delik.
Joplar başımızdan eksik olmasın(!)
Ve kızım ağlamaya varmasın.
Saçları dalgalanabilir bir perşembeyi cumaya bağlayan gecesi.

Hançer halinde bir dumanım var,
Söylenecek bir iki kırlangıcım.
Güç kesiliyor obruklardan,
Dedenin ak sakalı sırtıma değiyor.
Olamayabildiğince kırmızılaşıyor gece.

Bir okulun kapısından çıkış saati veriliyor,
Sıraların köşeleri sivri, kadar bir fikir.
Neriman teyzenin kedisi boğazlanıyor.
Memleketim varoşlara düştü.
Kalemlerin arkasındaki silgi düşük ihtimalinde.

Zülfikar olunuyor gecenin ilerleyenlerine,
Barlardan ağız dolusu ömür dökülüyor.
Eriyor samanyolu,
Galaksi bir kez daha düşüyor.
Nevrim anlamadığım bir dilde dönüyor.

Mumlar kaynıyor,
Kibritler sönüyor,
Kızlar ölüyor,
Saçlar olumsuz beyazlık.
Varamadığım bir noktalı virgün.


Can.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Malum yere yağan kar

Malum yere yağan kar

Saçları kazınmış bir deveyim.
Ormanın derinliklerine sürüyorum nallarımı,
Bir ses dahi rahatsız eylemiyor cehennemi.
Derinden sesleniyor kıvrımlı kanatlar.
Malum bölgelere tipiler eşlik ediyor.

Dumanlarımdan çığlıklar ses geliyor,
Sesin gelişi canım, daha fazla bir şey değil.
Topukları yankılanıyor ağır bir salonda.
Sıcağın alnında bir baş eriyor.
Suya düşünüyor bir fikr-i baki.

Fazla düşünecek bir halim yok.
Gökyüzümü elimden alıyorlar.
Kız çocuğu yüzü kapak düşüyor.
Şehitler cennet ehlinin dizinde ağlıyor.
Su için puslu bir savaş olsa gerek.

Başlıklar halinde hıçkırıyorum,
Son iki fırtım ve fırtınam,
Başka da bir şeyim kalmamış olabilir.
Neyseki turuncu bir sokak lambam seyrediyor,
Ölümün ağırlığını.

Bugün derin konular öğrendim,
Her gün bir derinini daha seyrederim,
Seyir hali göğsümü hıçkırır.
Suya basılan izmarit artığı.
Şeyhler ve varoşlar bir masada kımız  yudumlar.

Parmaklarımın arasında ölürcesine,
Sarmaşık saçlar buruşurcasına
Bir sersinti basıyor, kuramları.
Ya da küçük bir kızın başı okşanıyor, şirk koşucular tarafından.
Patilerin arasında dinin temelleri.

Gazeteler geniz etleri kesiyor,
Kürek kemiklerim yelkenleri parçalıyor.
Rüzgar keskin, evrim kırık, pusula zaten kuzeyi göstermez.
Şakaklarımın arasında bir mahalle kuruluyor,
Yerimin olmadığı bir dağ.

Sobalı bir evde türkü sallanıyor,
Uçlarından tutuşuyor kömür parçalanmışlığı.
Liseden dönüyor elleri jilet dolu omurilik.
Filmler çekilemiyor, kızlar ölüyor.
Salyangozum da fazla acımasız.

Ne varsa bugün mor,
Ya da soyutlanan bir bordo.
Topuklarımdan akan sıyrık kan.
Elvedalar topluma yakışmıyor,
Devlete ve develere ihtiyaç kalmadı.

Can. 

3 Mayıs 2015 Pazar

Serkan'ı bilir misiniz?

Serkan'ı bilir misiniz?
Serkan vardı bizim, o şimdi yok.
Nalları tavan altına attı,
Saçları beyazlılar katletti zaten.
Çok derdi vardı.
Artık yok.

Sabahları kuş üzümü yerdi,
Ufakta bir kızı vardı,
Artık kızı yok.
Biz onunla dert alır, verirdik.
Alışveriş bitti.

Serkan yoruldu,
Kanseri varmış.
Oysa ne güzel sigara içerdi gündüzleri.
Dumanına atlayıp kaçtı.
Astronomik bir yürüyüşü vardı.

Serkan'a saygı vardı.
Artık saygı yok, artık saygı da yok.
Evinin önündeki kedi sessizlik ile savaşıyor.
Daha bu sabah gördüm,
Seko ölüyor.

Aslında dolunayı severdi.
Son paketine kadar sönmezdi.
Dolunay.
Karanlığın nefsine hakimdi.
Bilir misiniz Serkan'ı

Ben bilmem aslında,
Az konuşurdu, fakat arkasından değil.
Dolunayda ölmeyi sevmezdi.
Severdi dolunayı.
Dolunayda öldü.



CAN.

1 Mayıs 2015 Cuma

Bir şeyler üzerine ben de bilmiyorum.

Bir şeyler üzerine ben de bilmiyorum

Ölümün pis nefesi ceninimin sırtında,
Kan yoğun bir akış içinde damarlarımın çatlaklarından.
Derin bir hatırlatıcı şahanesi kast ediyor.
Bedenim meylediyor kanatlara ve örgülü bir saça,
Ne de güzel bir söz gelimi.

Kelle koltuk, baht yamuk.
Gece kavisleniyor ayaz altı hücuma,
Kızımın yoksulluğu ıstakozumda bağırıyor.
Ense kökümde serkeşt ve yıpralı.
Rabbim ne olacak bu Ortadoğu'ya.

Sanki uçurumdan düşüyor uçurum.
Perdeler suratlara kapanıyor.
Kalbimi avuçlar nasır.
Eh bende pek uyumam zaten.
Saçlarını örün kızımın, ben pek anlamam.

Can.