31 Ocak 2016 Pazar

Kağıttan Buğu

Kağıttan Buğu

Elvedanın son buğranında bir kalem kıracağım,
Şiirimin sonuna koyduğum virgül,
Pelerinsiz bir süper kahramanın ölümü gibi,
Nevri kırık bir şüpheye dönüşümün tam adresi.
Evvela bir omurilik kemiği parçalayacağım.

Ne ölümcül bir kansere bel bağlıyoruz,
Kılcal damarların büyük çoğunluğu kana düşmandır.
Ellerim geleceğim umudunu boğazlayabilir.

Deniz kıyısında ölüm bulunabilir bir orta doğuda,
Kapı eşiğinde de sağır bir kovboy olabilir.
Nefesim yetmeyebilir bir günü devirmeye,
Bu bir yaban atının koşusuna benzer,
Ölümsüzdür.

Bağımsız bir davranışın sorumluluğundayım.
Susturamadığım bir kırgın kavram sıkıntısı var.
Aşk dediğimiz şehit bir askerin yere düşen son kanıdır.

Pervasız ve pervanesiz bir parçalı kırığım var,
Atılmıyor, durulmuyor ve sağlam bir sancı atıyor.
Dur duraksız türkü öğütümü saatlerin en büyük düşmanı,
Doktorlar buna eks derler.
Sen ölürsün, kuşun kanadında cennetin tavanına değersin.

Sevinmek kavramına siyah bir çiçek musallattır,
Sevilmek tam bir soru işareti.
Kızımın saçları da öyle.

Can.

27 Ocak 2016 Çarşamba

Bir silah patladı

Bir silah patladı

Nevrimin mevsime ters düştüğü bir vakitteyiz,
Kışın orta yerinde çıplak kalıyor menekşeler.
Güvenim ağır bir ateş altında,
Kurtarılmayı bekleyen bir savaşçı gibi,
Karın altındaki serçe veya.

Eklem yerlerimde bir kırık var,
Neyse ki suyun yüzeyi buğulu,
Her zamanki nehrim kuğulu.

Protesto, spekülasyon, kalaşnikof.
Ensemden içeri soğuk mermi,
Tarlalarda yetişen kin.
Hissizliğimin paçavraya bulanışında gizli,
Sabaha karşı sert bir manevra.

Eriyorum ve bu başka bir mevsimdir,
Ağaçlar yaprak döker,
Başrol kız ölüme sürüklenir.

Elimden gelmediğince sokağı dönüyorum,
Kaldırım taşları ayağıma dolanıyor.
Kırık kirişlerden soğuk hücumu,
Bir ben varım bir de üst üste giyilen iki çift çorap.
Bir kaç parça da tütünü unuttum.

Ah eden bir toplumun kanayan yarasıyım,
Kızımın da elleri çamura battı,
Ve bu bir bataklığın hainliğidir.

Allah katına dualar gönderiyorum,
Şarjörlerde ölüm döşeği.
Kanlı yatak ve buğulu küvet.
Ben bir ölüm için varım bir de net bir tabut.
Lanet edilesi kadar ağır bir tebessüm gibi.


Can.

1 Ocak 2016 Cuma

Kış, kıyamet

Kış, kıyamet


Evet, sanırım bir karamsar topluluk savaşı arasına düşmüş bulunuyoruz.
Saçlar kaldırım taşlarına doğru uzandı, ,
Çığlıklar arasında anne seslerini ayırmak bir sürreal resim seyrediyor. 
Anneler düşüyor teraslardan çaresizlik kapılarına,
Devinimleri oldukça serttir kapıların. 


Bir pencere açmak zor kış mevsimleri sert ve damarsız polinomlar terk mevzusunu bilmezler. 
Sevgilim soğuğun damarlarımın içinde gezindiği aylardayız.
Kış mevsiminde güneş doğmaz sensizliğin ihtimaline.


Ben nefes almaktan biçare düşersem bunu topluma iletsinler. 
Aşk kaçınılmaz sloganı ile hançerini gezdiriyor elden ele, 
Şehirlerin mesafelerini belirlerken kilometre kullanırlar; 
Aşıklara sormak lazım. Dağ zirvelerinde sis olur,
Bulutlar kulaklarımızdan içeriyi en iyi bilenlerdir
Metropollerin kanımsı kokusu nüksederse bu diyarda, ben bir bacaya sığınacağım ve kömürler icadıdır sıcaklığın.


Evet serzenişim kuşlar vasıtasıyla taşınmalı tanrıya
Zorluklar ertesinde sert bir taşa takılıyorum hayır dururmak için bu yeterli olamaz.
Soğuğun ömrünü belirlemek ne haddine evrimin. 
İlkçağlardan beri aşk yaşıyorsa annelerde yaşıyor.

Can.