15 Kasım 2017 Çarşamba

Kasımda yangın var

Kasımda Yangın Var

Mahallenin en aşağısından başladı, o zamanlar sokaklarda top oynanıyor. Misket filan da var. Ben kalbimi yerinden sökmüşüm. Tansiyonum ölümcül seviyelerde seyrediyor. Bir kadın görüyorum. Saçlarına gezegen bağlamışlar, ruhu dışarda. Ben diyorum daha da ölmem bu serzeniş içinde. Ufak bir günaydınla sokakta top oynamayı bıraktım. Önüme ne gelirse anlam yüklemeye, dağlara tırmanmaya, yıldızlar arasında ölüm kovalamaya başladım. Saçlarının arasında kaç kere evrimi sorguladım gecenin karanlığı biliyor. Kasımlar oldu, çok kasımlar. Hepsi buruk. Ufak iki üç anıyla ciğerimin yırtılışını bekledim. Öyle bir yırtık ki ne tedavisi ne terzisi var. Buruk pasta mumları, solgun papatyalar. Köşede bir dükkanda içilen kahve. Dünyadaki en güzel parfümden bile güzel bir koku. Her kasım ortası bir sorgu günüydü. Bugün gibiydi. Manalar, dirilişler ve yokoluşlar. Ne ararsanız tam kasımın orta yerinde üzerime yürüdüler. Her şeyin başlangıcı gün. Yıllar öncesinden bilinen bir sorgunun başlangıcı. İnsanın en mutlu günleri sıralamasında ilk yeri alabilir belki de bu sorgu günü. Her kasımda ve tam ortasında bir yangın var. Tüm dünyayı kasıp kavuran, tek dokunulmamış yer bırakmayan bir yangın. En ortasında kasımın. Yok olan yıldızın en ortasında için için yanan bir yangın. Kutsal bir yangın.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Danışıklı Dövüş



  Danışıklı Dövüş

Gece olduğu zaman düşünür insan. Kaybettiklerini ve kaybetme ihtimali olanları. Dünya ne olursa olsun, ne acı çekerseniz çekin, size ne olursa olsun yine de dönmeye devam ediyor. Zaman hiç de görecelik kavramına uygun hareket etmiyor. Ne kadar ölüm müziği varsa çalıyor kafanızın içinde. Her kaybımın ardından olduğu gibi bu sefer de derin bir düşünce sofrasına oturdum. İnsan kendini sorgularken not konusunda epey bol gönüllü davranıyor lakin durum aslında böyle değil; emin olun her konuda eğer bencillik içinde bir karar vermişseniz o konuda en büyük suçlu olarak çıkarsınız. Sizin kafanızın içindeki tımarhane, mezarlar, ölümler, uçurum kenarları kimsenin umurunda değildir ve olmak zorunda da değildir. Bunu şöyle tarif edebilirim, baş ağrısı gibi ama çok şiddetli olanından böyle beyninizin firar etme isteği varmış gibi düşünün. İşte durum aynen böyle. Her gün bu sorunla bencillikler yapıyorum. Sevmek de bir çeşit bencilliktir. Hayatlarımızın her alanında sınırsız diyebileceğimiz şekillerde bencillikler yapıyoruz. İnsan sadece ve sadece mutlu olmak için yaşar ve yolda her şeyi kendine mübah görür. Kim olursanız olun ne ile uğraşıyor olursanız olun sonuç olarak mutlu olmak adına bir şeyler kırıp devireceksiniz. İnsanın acizliği işte tam olarak buradan geliyor. Her ne kadar karşınıza geçen bireyler senin iyiliğin için deseler de kesinlikle çıkarlarınızda bir uyuşmazlık olmuştur. Eğer insanlar kendi mutluluğu için yaşamasalardı ölümden başka bir ayrılık olmazdı. Sorunlarınız olduğunda eğer çekilmezlik noktasına ulaştıysanız emin olun sağınızda ve solunuzda kimseyi bulamazsınız çünkü insanları mutsuz ediyorsunuzdur. Mutsuz ettiğiniz insanlar kaçmakla yükümlüdür ve idama mahkum olan siz olursunuz. Problemler, sıkıntılar sizin hayatınızda neler olduğu önemini yitirecektir. Tek önemli olan mutluluktur. İnsan bencildir. Kaybetmemek için savaşırken çok fazla kayıp vermemizin tek nedeni budur aslında. Bencillik. Ne yaparsanız yapın ne kadar en derinlerinizde bir duygu beslerseniz besleyin nihayetinde mutsuz ediyorsanız, kafanızın kopmasını yeğleyebilirler. Dünya iyi bir yere gitmez iken bir de bu ölümler olunca zihninizin yerinden sökülüyor olması asla ve asla abes bir durum değildir. 

Geceleri düşünmeye devam.

05.08.2017
Anıl CAN

24 Haziran 2017 Cumartesi

Son Yakarış / Kabullenme



Son Yakarış / Kabullenme

Yıldızla dolu bir gökyüzünde yapıyorum bunu. Son kez derin manayla dolu bakışlarla izliyorum. Bugün umudumun ezildiğin gün, ciğerlerimi dolduran bir çok şeyin ölüm yılı. İntiharımın başlangıcı. Tüm sınırlarım işgal olundu. Çoban yıldızı eritti gökyüzünü, toprağa kattı. Harmanıyım bu karışımın. Kalbimin tüm hazneleri toprak dolu, toprak kusuyorum. İçime gömülüyorum her geçen yıldızlı gecede. Tutmuyor elim, kolum. Beynim hasarlı. Bir bağımsız film karakteriyim bugün, otobüse biniyorum uyanıyorum İzmir, Sakarya. Nerde olduğumun bir anlamı olmuyor. Tren rayları arasında çakıl oluyorum ya da önemsiz köşebaşı. Omurgalarım eğri, sesim kısık, fikirlerim yaralı. Ben bu ölümle dostluk anlaşması imzaladım. İkra'ya döndüm. Zihnim ağır. Çay içiyorum mesela bardağım çatlak. Gözlerim kapandığında canlanan anılarım, saçların omuza düşüşü, ellerin dokunuşu, gülüşler, terkedilişler, derin yaralarım. Hepsi bugün benimle dolanıyor toprak ve gökyüzü karışımı toprağa. Şah damarımın ucunda hissediyorum bunları. Beklerken öğrendiğim yegane şey kabullenmek. Umut edemezsin, yasaktır. Kızını severken bile düşünmek zorundasın. Eyy benim saçlarından papatyalar gül bahçeleri sızan kadınım. Ben bugün derince öldüm. Ne bir göl kenarında, ne de yıldızların arasında. Karanlık bir yeraltı zindanında kızımla. Gömülmeden. Okyanus dolusu bir arazide dibine çakıldım gecenin, kara deliklerin. Kosmoslardan devriliyorum, lalım ve amayım. Eyy benim omuzlarında genç fidan yetiştiren kadınım, ben bugün derince öldüm kapalı kalmak üzere yıldızında.

Can.

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Bulut Dalgasına Kısa Ağıt

Bulut Dalgasına Kısa Ağıt

Bulut hareketlerini incelemeyi hobi edindim. Her zaman benim önceliğim bir işe anlam yüklemek olmuştur. Her hareketin bir manasının, her değişimin bir nedeninin ve sonucunun olduğunu düşünürüm lakin son zamanlarda özellikle iki gündür bulutların huysuzluğuna bakıyorum. Güneşi öyle bir darp ediyorlar ki zihnimin derinliklerinde ağır sancılar bırakıyorlar. Kuşların tedirginliği, bulutların gerginliğini göz önüne seriyor aslında. Hızlı bir koşuşturma içindeler, el birliği ederek güneşi protesto ediyorlar adeta. Nedir bu huzursuzluğun kaynağı? Çözemiyorum. Aklımı kontrol edemeyeceğim kadar güçlü bir anlamı olmalı bu devinimin. Nedir bu bulutların kuşlarla derdi? Kapatmak mı istiyorlar yıldızların da önünü? Belki de bu kadar pisliğin üstüne derin maviliği önümüze vermek istemiyorlardır. Çatının kenarında dik duruşlu bir kuş görüyorum, alacalı gerdanlığıyla adeta meydan okuyor bulutların değişimine, arkadaşlarını bir araya topluyor, tüyleri kabarık. Değişimi algılamaya çalışıyor o da.

Her bulut dalgasının bir karakteri vardır. Bu karakterler beyaz bulutlar ve kara bulutların içerisinde dallara ayrılırlar. Kara bulutlar o denli güçlüdür ki onlar geçerken tüm beyaz bulutlar kenarlara kaçışırlar. Kara bulutlar dengeleyici bir özellik taşıyorlar. Beyaz bulutlar iyi bulutlar. Sinirli değiller, kibarlar, gergin değiller. Öyle sakince güneşle ve kendi aralarında oyun oynuyorlar. Ama bu ara öyle yoğun bir kara bulut geçişi var ki onların da huzuru kalmıyor. Oyunları yarım yamalak, şarkıları hüzünlü, renkleri bozuk. Bize benziyorlar. Öyle parçalandık, öyle yıkıldık ki, bulutlara yardım etmeye bile gücümüz yok. Kimsenin kimseyi sevmeye gücü, isteği yok. Ey, bulutlar yağın yığın olup üzerimize.

Can.

12 Şubat 2017 Pazar

Derine Devinim

Derine Devinim


Ben paltomun yırtık kanatları altında,
Sağlam bir yükseklikten irtifa kaybediyorum.
Sırtımın dönük olduğu yerdir yara açan,
Patlak volkanlar değil midir çiçeklerin üstüne lav akıtan?
Bu kadar sıkı bir kaosun içinde nefes almam güç.

Sarımtrak saçlarının arasında doğuyor serçeler,
Banada yarısı kırık bir tabut seçeler.
Evvelam tebessümünden içmektir ırmak dolusu suyu.

Düşmek demişken, isteğimdir bu parçalanış.
Ben olamam mutlu devrilmeden büyük kayalar,
Bu düşüş de en çok yüreğimi dağlar.
Okul yolundaki yürüyüşünü bilirim,
Bu ne sağlam bir ömür bahşetmek rabbim.

Ben, eğer bir şansım olsa, ben yine.
Yine bu derine devinimimin müptelası olurdum.
Zira görmedim güldüğü yerde çiçekler açırtan bir tane.

Can.

22 Ocak 2017 Pazar

Göz de kırılır

Göz de kırılır

Tebessüm ettiren tesadüfler ile derin denize ayaklarımı daldırıyordum. Çenemin çatırdaması altında eğiliyordu gülümsemem. Çayın yanında iyi gidiyor olsa gerek tost. Sağından düşerdi saçları gözlerinin önüne. Zaman oldukça kısaydı, elin parmakları yeterdi saymaya. Kısa sohbetlerin esiri kalırdı imkansızlık. Hayallere konu olması için uzun, ezberlemek için oldukça kısa bir süre. Dağıldı bulutlar, yağmurun kokusunu eritiyordu güneş. Kara bulutlara üç kala imiş. Ne denli bir kırgınlığın eseriydi bu? Devrin en asil duygusu ile seyrederken o denizde boğulmamak için tek bir nedenim dahi yoktu.


6 Ocak 2017 Cuma

Otobüsün Arkasından Ruh Sallamak

Otobüsün Arkasından Ruh Sallamak

Kırık dallı bir ağacın altından geçerek şehrin soğuğuna doğru dalıyorum. Ayaz yavaş yavaş gösteriyor kendisini. Gündüzleri uyandığınızda serçeleri duymuyorsunuz artık. Sağlam bir kışın habercisidir bu. Narindir serçeler, bilhassa yavru olanları. Tramvay geliyor üniversite durağından, bir şarkı çığırıyor çok belli melodisi kulaklarımda hala sarılmış ayazın içine. Duraklar geçiliyor, insanlar iniyor. İnsanlar biniyor. İnsanlar iniyor. İnsanlar biniyor. Küçük bir kız çocuğuyla karşılaşıyorum. Tebessüm var yanaklarıma doğru. Burnu donmuş soğuktan, paçasında çamur var azar yiyor annesinden bana bakıp. Duraklar geçiliyor, insanlar iniyor. İnsanlar biniyor. Son durağa varıncaya dek devam eden bir denklem gibi, şaşmıyor. Son durak, sıkı bir nefes çekmek zamanıdır. Her zaman girdiğiniz kapının detaylarını inceleyerek gidilir içeri. İnsanlar izlenir, refah halinde bir toplum serilir gözlerinizin önüne. Sırayla beklenir otobüsler. Bir yerlerden gelinir, bir yere gidilir. Kiminin ara durağı, kiminin son durağıdır otogar. Peronun altında yağmur damlası ezerim ayaklarımla, üç beş izmaritle beraber. Sonra bir derin nefes, bir daha, bir daha. Yağmur başlar, yağmur damlası ezerim ayaklarımla. Peronun altında. Ayazla beraber geri gidilir. Duraklar, insanlar.. Biliyorsunuz burasını. Giderken hepsini hatırlıyordum suratların, dönerken değildi öyle. Küçük kız çocuğu da yoktu, paçası kirlenmiş, annesinden azar yiyen hani. Yıldızlar belirgin, şehir ısınıyor neredeyse akacak uçurumun kenarından lavlar. Üşümezsin bağlanırsan ayazlarına. Şehir kalkıyor şaha, tramvay sesli. ağaçlar renkli. Zamanla kaybediyor sesi, rengi. Düşecek sanki masanın kenarından, destek olmasan yuvarlanacak yeni ameliyatlı hasta. Damarlarınla oynanıyor birer birer en kılcalından en atarına kadar. Burnun içinde zihnine doluyor rüzgar. Lal oluyor kaldırım taşları. Gün bitiyor, ardından bir tane daha. Sabaha doğru azalıyor günler. Gidiyor bir otobüs, şehirlerarası durağından, kiminin ara durağı, benim son durağımdan.