22 Ocak 2017 Pazar

Göz de kırılır

Göz de kırılır

Tebessüm ettiren tesadüfler ile derin denize ayaklarımı daldırıyordum. Çenemin çatırdaması altında eğiliyordu gülümsemem. Çayın yanında iyi gidiyor olsa gerek tost. Sağından düşerdi saçları gözlerinin önüne. Zaman oldukça kısaydı, elin parmakları yeterdi saymaya. Kısa sohbetlerin esiri kalırdı imkansızlık. Hayallere konu olması için uzun, ezberlemek için oldukça kısa bir süre. Dağıldı bulutlar, yağmurun kokusunu eritiyordu güneş. Kara bulutlara üç kala imiş. Ne denli bir kırgınlığın eseriydi bu? Devrin en asil duygusu ile seyrederken o denizde boğulmamak için tek bir nedenim dahi yoktu.


6 Ocak 2017 Cuma

Otobüsün Arkasından Ruh Sallamak

Otobüsün Arkasından Ruh Sallamak

Kırık dallı bir ağacın altından geçerek şehrin soğuğuna doğru dalıyorum. Ayaz yavaş yavaş gösteriyor kendisini. Gündüzleri uyandığınızda serçeleri duymuyorsunuz artık. Sağlam bir kışın habercisidir bu. Narindir serçeler, bilhassa yavru olanları. Tramvay geliyor üniversite durağından, bir şarkı çığırıyor çok belli melodisi kulaklarımda hala sarılmış ayazın içine. Duraklar geçiliyor, insanlar iniyor. İnsanlar biniyor. İnsanlar iniyor. İnsanlar biniyor. Küçük bir kız çocuğuyla karşılaşıyorum. Tebessüm var yanaklarıma doğru. Burnu donmuş soğuktan, paçasında çamur var azar yiyor annesinden bana bakıp. Duraklar geçiliyor, insanlar iniyor. İnsanlar biniyor. Son durağa varıncaya dek devam eden bir denklem gibi, şaşmıyor. Son durak, sıkı bir nefes çekmek zamanıdır. Her zaman girdiğiniz kapının detaylarını inceleyerek gidilir içeri. İnsanlar izlenir, refah halinde bir toplum serilir gözlerinizin önüne. Sırayla beklenir otobüsler. Bir yerlerden gelinir, bir yere gidilir. Kiminin ara durağı, kiminin son durağıdır otogar. Peronun altında yağmur damlası ezerim ayaklarımla, üç beş izmaritle beraber. Sonra bir derin nefes, bir daha, bir daha. Yağmur başlar, yağmur damlası ezerim ayaklarımla. Peronun altında. Ayazla beraber geri gidilir. Duraklar, insanlar.. Biliyorsunuz burasını. Giderken hepsini hatırlıyordum suratların, dönerken değildi öyle. Küçük kız çocuğu da yoktu, paçası kirlenmiş, annesinden azar yiyen hani. Yıldızlar belirgin, şehir ısınıyor neredeyse akacak uçurumun kenarından lavlar. Üşümezsin bağlanırsan ayazlarına. Şehir kalkıyor şaha, tramvay sesli. ağaçlar renkli. Zamanla kaybediyor sesi, rengi. Düşecek sanki masanın kenarından, destek olmasan yuvarlanacak yeni ameliyatlı hasta. Damarlarınla oynanıyor birer birer en kılcalından en atarına kadar. Burnun içinde zihnine doluyor rüzgar. Lal oluyor kaldırım taşları. Gün bitiyor, ardından bir tane daha. Sabaha doğru azalıyor günler. Gidiyor bir otobüs, şehirlerarası durağından, kiminin ara durağı, benim son durağımdan.