7 Mayıs 2015 Perşembe

Malum yere yağan kar

Malum yere yağan kar

Saçları kazınmış bir deveyim.
Ormanın derinliklerine sürüyorum nallarımı,
Bir ses dahi rahatsız eylemiyor cehennemi.
Derinden sesleniyor kıvrımlı kanatlar.
Malum bölgelere tipiler eşlik ediyor.

Dumanlarımdan çığlıklar ses geliyor,
Sesin gelişi canım, daha fazla bir şey değil.
Topukları yankılanıyor ağır bir salonda.
Sıcağın alnında bir baş eriyor.
Suya düşünüyor bir fikr-i baki.

Fazla düşünecek bir halim yok.
Gökyüzümü elimden alıyorlar.
Kız çocuğu yüzü kapak düşüyor.
Şehitler cennet ehlinin dizinde ağlıyor.
Su için puslu bir savaş olsa gerek.

Başlıklar halinde hıçkırıyorum,
Son iki fırtım ve fırtınam,
Başka da bir şeyim kalmamış olabilir.
Neyseki turuncu bir sokak lambam seyrediyor,
Ölümün ağırlığını.

Bugün derin konular öğrendim,
Her gün bir derinini daha seyrederim,
Seyir hali göğsümü hıçkırır.
Suya basılan izmarit artığı.
Şeyhler ve varoşlar bir masada kımız  yudumlar.

Parmaklarımın arasında ölürcesine,
Sarmaşık saçlar buruşurcasına
Bir sersinti basıyor, kuramları.
Ya da küçük bir kızın başı okşanıyor, şirk koşucular tarafından.
Patilerin arasında dinin temelleri.

Gazeteler geniz etleri kesiyor,
Kürek kemiklerim yelkenleri parçalıyor.
Rüzgar keskin, evrim kırık, pusula zaten kuzeyi göstermez.
Şakaklarımın arasında bir mahalle kuruluyor,
Yerimin olmadığı bir dağ.

Sobalı bir evde türkü sallanıyor,
Uçlarından tutuşuyor kömür parçalanmışlığı.
Liseden dönüyor elleri jilet dolu omurilik.
Filmler çekilemiyor, kızlar ölüyor.
Salyangozum da fazla acımasız.

Ne varsa bugün mor,
Ya da soyutlanan bir bordo.
Topuklarımdan akan sıyrık kan.
Elvedalar topluma yakışmıyor,
Devlete ve develere ihtiyaç kalmadı.

Can. 

0 yorum:

Yorum Gönder