Garipsenmeler toplumu, aşkının çok didaktik bir halini
yaşıyorum. Gece uyumadığımda duyduğum yarasa sesleri kadar iç acıcı bir aşk.
Taşlar ve duvarlar, sendeleyen bir iki sandalye. Acından beslediğim yaralar ve
üzerindeki sıyrılmış çocuksu kabuklar. Nefeslenmek eylemi iyice ehlileşmiş bir
toplum için suskun bir çaba. Aklımın ücra köşelerinde bile adının geçtiği salaş
memleketler. Susmayan bir Ahmet Kaya ve arkasından gelen Müslüm Gürses. Bizim
suçumuz hücrelik. Ve melankolik. Sevginin orta çağında hapsolmuş bir mağara
saldırısı ve parke taşları realizmi. Hücum etmekte olan çığlıklar. Fikirlerimi
ve duygularımı elinde tutan kadın. Uçurumun kenarında oturduğum aşkın en ilkel
hali. Evet sevgilim tüm satırlarımda seni yazıyorum. Tüm inanmamışlığına nazire
yaparcasına çekiyorum tütünümün dumanını içime. Bak saz oluyor Ahmet Kaya, söz
oluyor Ahmet Kaya, susmuyor Ahmet Kaya be gözüm olsun. Sevdaya dahildi ya bu
acılar da.
Ay kaçmaktan aydınlatmaz
Durası veya gidesi acı
Can.
0 yorum:
Yorum Gönder