25 Ekim 2016 Salı

4 24'ten geriye kalanlar

4 24'ten geriye kalanlar

Dört bölümde işleyeceğim bir deneme olacak;

Birinci Bölüm: Kaldırım Taşı

Emeklemek eylemini kullanabilirim bu bölümde çünkü gerçekten bir emekleme dönemidir bu. Çeşitli tohumların ekildiği, topraktan ilk defa başlarını çıkardığı bölümdür aynı zamanda. İlk 24 ilk devrilişlerin başladığı dönemdir benim için. Sağlam yumruklar yemenin aslında ölümün manasının kendini daha iyi hissettirdiği zamanlar. Bulutların arasında görünen yıldızların bir insanı ne derece paramparça ettiğini anladığım, iki kelimelik isim tamlamalarının ne manada beni sarsabileceğini öğrendiğim 24. Evveliyatında boşlukta olup daha sonrasında ilk 24'ün bitişinde tekrar ama bu sefer karanlık bir boşlukta olduğumu gördüm. Mana kelimesinin anlamını tüm sonsuzluğu ile görüp sağlam bir dengesizliğin insanı nasıl soyut dünyaya itebileceğini anladığım bu 24 bana çok sağlam bir kafa travması, en parçalı kırığından bir sevda, minik elleriyle soyut dünyaya merhaba diyen küçük bir kız bıraktı.

İkinci Bölüm: Dağ

Çok sıkı kırgınlıklar ve inanılmaz umutların yaşandığı ikinci 24 acıya alışma evresi oldu benim için. Kızım büyürken bir yandan ara sıra kaybolup diğer yandan tüm mutluluğu ile geri gelirdi. Artık küçük kırgınlıklar gururumun üstünde tepinirlerken ben bir denizin ne derece dalgalanabileceğine şahit oldum. Tamamiyle durgun bir su çok kısa aralıklarla tüm kuvvetiyle sahip olduğum herşeyi diyebileceğim onlarca şeyi bir anda derinliklerine gömüyordu. Bu evrede kaybettiğim şey ise yalnızlığım oldu. Yalnız olduğumda dahi tümden bağırışan bir kalabalık içinde eziliyordum. Kızım büyüyordu ve soru soruyordu. Her soruya cevap veremezsiniz. Bazı durumlarda sessiz kalmak istesem de sorulan sorular karşında boynum her zaman bükük geziyordum. Ben kalabalık içinde yalnız kalandım ve aynı zamanda yalnızlık içinde kalabalıkta boğulandım. Acabaların ve keşkelerin hapsinde onarılmayı bekleyen çok sağlam kırıklıklarım ve ciğerlerim vardı. Aynı nehirde iki kez yıkanmayı bekliyordum. Filozoflar buna ne kadar ters olsalar da soyut dünyada bunu düşünmek çok zor olmuyordu. Beklemenın ve sadakatin erdemi beni ne denli sağlam durmaya itsede kapalı kapılar ardında bıraktığım onca beklenti manayı öğrenmeme hepten yardımcı oldu. Bu ikinci evreye düşünebilme evresi diyebiliriz bu sebeple.

Üçüncü Bölüm: Kış

Bu evrenin en büyük yıkımı düşünürken ve soyut dünyaya kafa yorarken maddesel dünya ile arasındaki farkı unutmaya başlamak oldu. Beklemek, beklentiler, kurulan hayaller ve daha bir çok durumu hangi dünyada yaşadığımı ayırt etmekte oldukça zorlanıyordum. Yaşadığım şehrinde değişmesiyle kendime düşünmek için ayırdığım zamanlar olabildiğince artmıştı. Odamda iki kişi (kişi diyorum çünkü artık yorum yapabilecek kadar büyümüştü) gecenin sonu gelene kadar düşünebiliyorduk. Hayat bambaşkalaşmaya ve önü alınamaz kabus travmalarına dönüşmüştü. Çoban yıldızı renk değiştirmiş ve boyutu diğer iki evrede olanından çok daha büyük hale gelmişti. Bunun takıntı olduğunu düşünenlerden ziyade kendime kurduğum dünyada manası olabildiğince sağlamdı ve açıklanabilirdi. Bu kurulan dünyanın nedeni ise bence umutsuzluğa kapılmak ve elimde kalan sayılı hatırayı orada yaşayabilmekti. Elbette kendi dünyamda kurduğum bir kısım hayallerin yanında maddesel dünyada da mana olabildiğince artmış belkide o kadar büyütülmeyecek her şey benim için en büyük sevgi konumuna gelmişti. Bu evrede biz iki kişi göğe ulaşmanın hesaplarını yapmaya başlamıştık.

Dördüncü Bölüm: Çoban Yıldızı

Bu bölümün adı blogun başlık kısmında yok çünkü bu evrede blogu yazmaya başlamıştım. 
 Bu evre kendimi yönetebildiğim, kendimi tamamiyle tanımaya başladığım ve kabullenme evresiydi benim için. Bir gidişin artık geri dönülemez olduğu ve her defasında geri getirme çabasının bir noktada tıkanacağını gördüğüm evreydi. Belliki bu parçalanışa kendi içimde devam etmek zorundaydım. Aslında üç kişilik acıyı iki kişi sırtlanmıştık. Duvarlar örmeye başladık. Dışarı çıkmanın imkansız olduğu sadece dışarıdan yıkılabilecek bir takım duvarlar. Çünkü bu evrede artık kabullenme ve bu bekleyiş ile yaşamayı öğrenme vardı. Tüm filmler, şiirler tek bir yıldızı anlatıyordu bana. Düşünmek gereken noktalarda iki kişi yardımlaşıyorduk. Duvarların ardında bize ulaşan tek ışık gökteki yıldız. Diğer evrelerde olduğu gibi hepsinin son evre olduğunu düşünüyordum ve bu evrenin de aynı diğerleri gibi son olduğunu düşünmeye devam edeceğim. Son gelişten bu yana oldukça kısa zaman oldu lakin bakışlarında boşluk gördüğünüz biri için dışarıdan kırılabilen duvarlar ördüğünüzde oradan çıkmak imkanların üzerinde görünüyor. Bu evrenin özeti tek kelime benim için: kabullenme.

Can. 




0 yorum:

Yorum Gönder